İlhan Mansız reklam filminde oynadı

22 Aralık 2010

TV reklam spotlarının tanıtımı için bugün Frankfurt’ta yapılan basın toplantısına katılan İlhan Mansız, kendisinin de Almanya’da doğup büyüdüğünü belirterek, ”Buradaki insanlarımızın sorunlarını çok yakından biliyorum. Amacım gelecek yıllarda gençlere yol gösterecek projeler hazırlamak. Ben futboldan sonra buz patenini tercih ettim. Yeni bir hedef, yeni bir atılım. Bunu herkesin yapabileceğini sanmıyorum. Zor bir şey olduğu için seçtim. Çok zoru başarmak için seçtim. 4 yıldır da futboldan uzağım” dedi.

D3 Mobile Genel Müdürü Teyfik Özcan da İlhan Mansız ile çalışmaktan büyük memnunluk duyduklarını belirterek, özellikle Türkiye’ye yönelik aramalarda getirdiği avantajlarla piyasada büyüyerek kalıcı olmayı hedeflediklerini söyledi. Türkiye görüşmelerini 15 centten sunduklarına dikkat çeken Özcan, Vodafone imkanları ile doldurma kart olarak piyasaya girmek istediklerini anlattı.

Özcan, D3 Mobile kartlarının Almanya genelinde yaklaşık 1500 noktada satışa sunulduğunu ifade ederek, ”Türkiye’deki sabit hatlar ile görüşme 5 cent, cep telefonları ile ise 9 cent. Bu fiyatların yanında üstelik Vodafone’un tüm imkanlarını ve kaliteli GSM bağlantısını müşterilerimize sunuyoruz” diye konuştu.

AA

Eski milli futbolcu İlhan Mansız, Almanya’daki D3 Mobile telefon kartı firmasının televizyonlarda yayınlanacak olan reklam spotlarında yer aldı.

2010′a damga vuran fotoğraflar GALERİ

22 Aralık 2010

.

AA

Türkiye’de 2010 yılında etkinlikler, olaylar ve kazalar geçen yıla göre hayli yoğun yaşandı. Anadolu Ajansı 2010′a damgasını vuran olayları ve fotoğrafları yayımladı. İşte 2010′a damgasını vuran o fotoğraflar;

Nihat Doğan ‘özlü’ sözlerini kitap yapıyor

22 Aralık 2010

Doğan bu kitabı çıkarma nedenini şu sözlerle açıklıyor: “Sanal alemde benim olmayan sözler benimmiş gibi gösteriliyor. Üstelik sulandırılıp, değiştirilip yayınlanıyor. Madem bu kadar ilgi var, insanlar doğru olanları görsünler ve beni de yanlış tanımasınlar istedim.” Kitabında 100′ü aşkın özlü sözüne ve açıklamalarına yer vereceğini söyleyen Doğan şöyle devam ediyor: “Kahvaltıda otururken özlü söz çıkarmıyorum. O an, o duruma uygun bir söz çıkıveriyor ağzımdan. Yaradan ışık gibi gönderiyor. Daha çok ekrandayken oluyor. Bir programa katıldığımda 50 arkadaşım arayıp ‘Nihat yine ne söyledin!’ diyor. Burada Yunus Emre’nin lafını hatırlayabiliriz. ‘Bir ben var bende benden içeri’, ben de şaşırıyorum onu görünce…”

Zekasına göre konuşurum

Doğan sevgilisine böyle özlü sözler sarf edip etmediğiyle ilgili olarak ise “O, birlikte olduğum kişinin zeka ortalamasına bağlı” diyor.

Doğan’ın en beğendikleri

- Nihat Doğan sakal gibidir. Kestikçe daha gür çıkar.
- Senin ruhun, benim ruhumun önünde diz çöker, tövbe ister.
- Biz veliler içerisinde deli, deliler içerisinde veliyiz.
- Biz bir aynayız. Kim bize nasıl bakarsa, bizde kendisini öyle görür.

SABAH

2010′un en çok konuşulan ünlüleri arasında yer alan Nihat Doğan yeni albüm çalışmalarına devam ederken, bir yandan da 2011′de çıkaracağı, özlü sözlerinden oluşan kitabı için uğraşıyor.

Boşanma nedeni Özer’in piyasada sevilmemesi mi?

22 Aralık 2010

Zehra Çengil’in haberi

Dedikodulara inat her seferinde mutluluk pozları veren hatta geçen 26 Ekim’de 6’ncı evlilik yıldönümlerini kutlayan çift, dün avukatlarına boşanma davası için vekalet verdi. Gizli celse talebinde bulunup, anlaşmalı olarak boşanacak olan çiftin dilekçesi bugün avukatları tarafından mahkemeye sunulacak. Bu evlilikten Osman Nejat isminde 5 yaşında oğlu olan çiftin evliliğinin bitiş nedeniyle ilgili olarak ortaya atılan iddialar ise şunlar:

Cem Özer’in maddi açıdan çöküşü: Cem Özer, geçtiğimiz günlerde Alaçatı’da arsa karşılığı ev yapıp, inşaatları bitirmediği ve inşaat malzemelerini aldığı marketlere borcunu ödemediği iddiasıyla mahkemelik olmuştu. Fakat, olay araştırılınca Özer’in üzerine kayıtlı hiçbir malının bulunmadığı da ortaya çıktı. Oyuncu bunun üzerine bütün mallarını eşinin (Nurgül Yeşilçay) üzerine olduğunu söylemişti. Çiftin Özer’in şirketi Usta Film’in borçlarından, bindikleri motosiklete kadar birçok yere borcu olmasından dolayı tartıştığı ve Yeşilçay’ın Cem Özer’in evden gitmesini istediği haberleri de yakın tarihte basında yer almıştı.

Cem Özer’in piyasada sevilmemesi, Nurgül Yeşilçay’ın kariyerinin de bu durumdan etkilenmesi: Boşanma ile ilgili ikinci iddia ise Cem Özer’in yapımcılar ve oyuncu çevresi tarafından pek sevilmeyen bir isim olması nedeniyle Nurgül Yeşilçay’a da iş verilmediği. Yeşilçay’ın bütün işlerini Cem Özer’e danışarak yaptığı piyasada bilindiği için, yetenekli oyuncu bir süredir gözden düşmüştü.

Özer’in başka kadınlarla görüntülenmesi: Kameralar tarafından kadın arkadaşıyla görüntülenen Cem Özer’in, gergin oldukları halde bu tip haberlerle gündeme gelmesi, Nurgül Yeşilçay’ı iyice rahatsız etti. Özer, 1 Aralık tarihinde boşanacakları yönünde çıkan haberler için; “Nurgül’ün yanındaki her erkek ve benim yanımda görülen her kadın sevgililerimiz değil. Biz yan yanayız, kenetlendik, yürüyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Vatan

Bugüne kadar haklarında sayısız defa ‘boşanıyorlar’ haberi çıkan Nurgül Yeşilçay(34) ve Cem Özer(51) çifti bu kez gerçekten yollarını ayırmaya karar verdi. Çiftle ilgili iddialar ise ilginç…

‘Türkiye-Suriye işbirliği örnek olacak’

22 Aralık 2010

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Suriye arasında başlatılan işbirliğinin bölge açısından örnek bir model teşkil ettiğini belirterek, “Bu model başarılı olursa sadece iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmekle kalmayacak bölgemizin makus talihini değiştirecek bir model olacak” dedi.

Davutoğlu’nun koordinasyonunda Rixos Otel’de yapılan Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Bakanlar toplantısına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Devlet Bakanları Zafer Çağlayan ve Cevdet Yılmaz katıldı. Toplantıda, Suriye’den de 13 bakan ve heyet başkanı olarak Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Asistanı Hasan Türkmani yer aldı.

Davutoğlu, toplantının başında Suriyeli konuklara hitaben yaptığı konuşmada, ”Evinize, Türkiye’ye, Ankara’ya hoşgeldiniz diyorum” dedi. Türkiye Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Bakanlar toplantısının ikincisi vesilesiyle biraraya geldiklerini belirten Davutoğlu, ”Türkiye ile Suriye arasında başlatılan işbirliği, bölge açısından örnek bir model teşkil etmiştir ve başarısını bütün bölge çok sistemli bir şekilde takip etmektedir. Çünkü bu model başarılı olursa sadece iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmekle kalmayacak bölgemizin makus talihini değiştirecek bir model olacak”diye konuştu.

Türkiye ile Suriye arasındaki işbirliğinin kısa sürede bölgeye yayıldığını kaydeden Davutoğlu, birçok bölge ülkesinin de bu modeli uygulamaya başladığını ifade ederek, bu modelin başarılı olmasının sebebinin pratik olarak kısa sürede ciddi mesafelerin alınması olduğunu kaydetti.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın normalde uzun süre alabilecek kararları kısa sürede alarak uygulamaya koymalarının işbirliğinin hızını arttırdığını kaydeden Davutoğlu, ülke halklarının ve siyasi liderlerinin arasındaki yakın dostluğun da bu çalışmalara ivme kattığını vurguladı.

Geçen yıl gerçekleştirilen ilk toplantıda 51 farklı anlaşmanın imzalandığını, bugünkü toplantıda ise geçen yıl alınan kararların ne kadarının gerçekleştiğini gözden geçireceklerini ve yeni işbirliği imkanlarının nasıl hayata geçirileceğini araştıracaklarını belirten Davutoğlu, bakanlar arasındaki toplantının sonuçlarının rapor halinde öğleden sonra Suriye ve Türkiye Başbakanlarının gerçekleştireceği toplantıda sunulacağını bildirdi.

Davutoğlu, şunları belirtti:

”Bir sene içerisinde Suriyeli bakanlarla çok sık görüşme yaptık ve belki de 10 senede katedilecek mesafeyi bir sende katettik. Burada özellikle Suriye tarafına teşekkür etmek istiyorum. 51 anlaşma da Suriye tarafından yasal süreci tamamlanarak kemale erdi. Biz de büyük ölçüde tamamladık, ancak parlamento takvimi dolayısıyla bazı maddeler gecikti. Onları da en kısa sürede tamamlayacağımızı Suriyeli kardeşlerimize taahhüt ediyorum. Buradan bugün Suriye ve Türkiye halklarına çok daha güzel mesajlar çıkacağını, güzel haberleri onlara ileteceğimizi paylaşmak istiyorum. Türkiye-Suriye dostluğu ebediyen sürecektir. Hiçbir fitne ve dış faktör bu dostluğa halel getiremeyecektir. Bütün dünya da bu dostluğun ürettiği güzel neticeleri zamanla görecektir.”

Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Asistanı Hasan Türkmani de Türkiye ile Suriye arasındaki işbirliği sürecinden büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Bugünkü toplantıda yeni işbirliği olanaklarını inceleyeceklerini kaydeden Türkmani, bunun iki ülkenin de hayrına olacağını ifade etti. İki ülke liderlerinin vizyonunun dostluk ve işbirliğini pekiştirdiğini anlatan Türkmani, ”Belki de bazı ülkeler bu işbirliğimizi kıskanıyorlar ama biz onların kıskanmasından da memnunuz”dedi.

Konuşmaların ardından heyetlerarası görüşme basına kapalı olarak devam etti. Toplantıdan çıkan sonucun öğleden sonra gerçekleşecek başbakanlar arası görüşmeye sunulacağı belirtildi.

AA

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Suriye arasında başlatılan işbirliğinin bölge açısından örnek bir model teşkil ettiğini belirtti.

Davutoğlu: Diplomasi artık kapı ardı konuşulan değil

22 Aralık 2010

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bugün artık diplomasinin sadece diplomatların kapalı kapılar ardında yaptığı müzakerelerden ibaret olmadığını, yeni diplomasi alanları doğduğunu ve kamu diplomasisinin bu alanların en önemlilerinden biri olduğunu söyleyerek, basın kurumlarının da kamu diplomasisinin önemli unsurlarından biri olduğunu kaydetti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Rixos Grand Ankara Otel’de, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen “Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu”na katıldı.

Bakan Davutoğlu, forumun açılışında yaptığı konuşmada, Türkçenin iletişim dili olması açısından basın mensuplarının önemli bir rolü bulunduğunu söyleyerek, bu toplantının en önemli boyutlarından birinin bu olduğunu kaydetti. Çin ziyaretine Kaşgar’da, Türk dilinin büyük üstadı Kaşgarlı Mahmud’un türbesini ziyaret ederek başladığını hatırlatan Davutoğlu, Kaşgar’dan Makedonya’ya Arnavutluk’a kadar Türk dilinin kullanıldığını, halklar arasında ortak deyimler, hissiyatlar, destanlar ve masalların bulunduğunu kaydetti.

“Bu foruma katılanların ilk anda birbirlerini anlamakta güçlük çekebileceğini ancak kulakların daha dikkatli açılması ya da antenlerin biraz daha yükseltilmesi durumunda kullanılan kelimelerin aynı olduğunun fark edileceğini” belirten Davutoğlu, babaannesinin kullandığı dilin Kazakistan, Kırgızistan’da kullanıldığını kaydetti. Basın mensuplarının da sayesinde bu dilin ortak bir dil haline gelebileceğine işaret eden Davutoğlu, kamu diplomasinin de önemini vurguladı.

Davutoğlu, “Bugün artık diplomasi, sadece diplomatların kapalı kapılar ardında ya da büyük toplantı salonlarında gerçekleştirdikleri müzakerelerden ibaret değil. Yeni diplomasi alanları doğuyor” diyerek, bu yeni alanların başında da kamu diplomasisinin geldiğini bildirdi. Davutoğlu, siyasi liderler ne kararlar alırsa alsınlar, diplomatlar bunları ne kadar başarılı uygulamaya geçirirse geçirsin, eğer sağlıklı bir kamu diplomasisi gerçekleşmediyse bu kararların toplum katında itibar görmesinin, hayata geçirilmesinin mümkün olmayacağını söyledi.

Bakan Davutoğlu, dost ve kardeş ülkeler algısının hayata geçirilmesinde de önemli hususlardan birinin basın yayın olduğunu belirterek, bu ülkeler arasında bir sıkıntı ya da mutluluk yaşandığında diğer ülkelerin basın mensupları bunu paylaşabiliyorsa, o zaman ortak bir alan doğacağını kaydetti. “Sadece hamasi bir şekilde, dost ve kardeş ifadelerini sık sık kullanarak değil, bunu güçlü bir algıya dönüştürmekle sorumluyuz. Bunu gerçekleştirecek olanlar da yine basın mensuplarıdır” diyen Davutoğlu, kamu diplomasisinin en önemli ayağının bu algının geliştirilmesi çabası olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin en zayıf olduğu alanlardan birinin kamu diplomasisi olduğunu, uygulamaların doğru algılanabilmesinin sağlanması gerektiğini söyleyen Davutoğlu, bunu alanda çalışan basın mensupları ile birlikte gerçekleştirmek istediklerini bildirdi.

Davutoğlu, Türk dünyasında basın müessesesinin kurumsallaşması ve basın özgürlüğünün yaygınlaşması gerektiğinin altını çizerek, güçlü bir basın kültürünün ve bütün dünyaya sesini duyurabilecek bir medyanın oluşması gerektiğini kaydetti. “Dünyadaki en etkili 100 medya kuruluşu arasına Türk dünyasından kaç medya kuruluşunun girdiği dünyadaki etkinizi gösteren belki en önemli göstergelerden birisi” diyen Davutoğlu, bu rakamların bugün çok iyi olmadığının maalesef bilindiğini belirtti.

Bakan Davutoğlu, “Bugün eğer dünya ekonomisinde üst sıralardaysak, dünyadaki etkinliğimiz bağlamında önemli mesafeler aldıysak, enerji alanında çok etkili bir konuma sahipsek ama basınımız bu ölçüde gelişmemişse bir dengesizlik var demektir” diyerek, Türk dünyasında dünya çapında önemli gelişmeler yaşandığını ve bu gelişmelerin dünyada doğru algılanabilmesi için basının çok iyi olması gerektiğini bildirdi. Davutoğlu, “Özgür basının gerçekleşmesi, güçlenmesi ve devlet sektörünün dışında da güçlü bir basın sektörünün ortaya çıkması lazım” diyerek Türk dünyasında özgür basının önemine işaret etti.

”BUGÜN, MULTİMEDYA ŞİRKETLERİ KİTLESEL MEDYA DÖNEMİNDEN KİŞİSEL MEDYA DÖNEMİNE GEÇMEKTEDİR”

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bugün multimedya şirketlerinin kitlesel medya döneminden kişisel medya dönemine geçtiğini belirterek, ”Son örneğinde görüldüğü gibi bu yeni durum bütün ahlaki süzgeçleri ortadan kaldıran, bütün insani değerleri çiğneyen, dedikoduyu, iftirayı, hakareti küresel ölçeğe taşıyan bir boyut kazanmıştır” dedi.

Arınç ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Rixos Grand Ankara Otel’de, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen ”Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu”na katıldı.

Forumun açılışında konuşan Arınç, Türk Dili Konuşan Ülkeler Forumu’nun ilk toplantısının gerçekleştireceğini belirterek, bunun hayırlı bir başlangıç olmasını diledi.

Foruma Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden katılımcılar olduğunu ifade eden Arınç, katılan herkesin ortak bir dilin ve ortak bir medeniyetin mensupları olduğunu dile getirdi.

”Karakurum’dan Üsküp’e kadar uzanan büyük medeniyetler inşa eden büyük devletlerle, büyük eserlerle, büyük kütüphanelerle evrensel ilme ve irfana hizmet eden bir dilin, bir tarihin ve bir kültürün çocuklarıyız” diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

”(Dil, düşüncenin evidir) diyor bir filozof. Düşüncemizin, duygularımızın evini yeterince savunamadığımız, yeterince koruyamadığımız zamanlarda aramıza mesafeler girdi, aramıza duvarlar örüldü, büyük acılar ve hasretlikler yaşadık ama Allah’a şükürler olsun ki tarih yeniden yüzümüze güldü.

Fetret devri bitti, kökleri tarihin derinliklerinde olan, tarihe ve insanlığa ışık tutan sözler ve manalar geri geldi. Aynı dili konuşan devletlerimiz kucaklaştı, aynı kalp atışlarını hisseden milletlerimiz bütünleşti. Özümüzün bir olduğunu, köklerimizin diri olduğunu yeniden fark ettik. Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye, Eşrefoğlu Rumi’den Aşık Veysel’e dilimiz, Türkçe sayesinde evimizi, barkımızı, ocağımızı yeniden düzene koyduk.”

Arınç, bugün yeni bir dönüm noktasında olduğumuzu vurgulayarak, şunları söyledi:

”Farklı lehçelerle, farklı ağızlarla konuşsak da aynı mana etrafında bir ve bütünüz. Ülkelerimizin, devletlerimizin, milletlerimizin bu birlikteliğini yeniden temellendirmek için modern dünyanın en güçlü aracı olan medyanın tarihi bir sorumluluğu var. İşte bugün bu sorumluluğun gereğini konuşmak ve birlikte tartışmak üzere buradayız, aynı çatı altındayız. Yeni bir başlangıç olan bu birlikteliğimiz önümüzdeki yıllarda gelişerek, çoğalarak devam edecektir. Buradan hasıl olacak fayda öncelikle yüz yüze gelmemizdir, birbirimizin gözünün içine bakmamızdır. Soğuk savaş dönemlerinde aramızda demir perdelerin olduğu zamanlarda bu imkanlardan mahrum kaldık. Kişisel tecrübelerimizi birbirimize aktaramadık. Bu ülkenin çocukları dili ile dini ile kendisinden bir parça olan dünyanın en büyük edebiyatçılarından birini, Cengiz Aytmatov’u oldukça geç tanıdı. O’nun en güzel eserlerinden birisi olan Cemile’yi, Selvi Boylum Al Yazmalım adlı eserlerini geç okuma fırsatı buldu. Bu eserleri okuduğumuzdaysa duygularımızın, düşüncelerimizin, yaşamlarımızın ve yürek çarpıntılarımızın ne kadar da birbirine benzer olduğunu geç de olsa fark ettik.”

-”YENİ DÖNEM YENİ BİR SORUMLULUK GÖSTERMEMİZİ GEREKTİRİYOR”-

Yalnızca Kırgızistan’da değil, Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde biraz araştırıldığında tıpkı Aytmatov’un anlattığına benzer yüzlerce hikaye çıkarılabileceğini belirten Arınç, bu ülkelerin tüm evlatlarının kökünün, beslendiği kaynağın aynı olduğunu dile getirdi.

Arınç, Ali Şir Nevahi, Babür Şah, Ahmet Yesevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Yunus Emre, Bağdatlı Ruhi, Kadı Burhanettin, Seyyid Nesimi, Fuzuli, Köroğlu, Karacaoğlan, Gaspıralı İsmail, Mahdum Kulu, Cengiz Aytmatov, Bahtiyar Vahapzade, Nazım Hikmet ve Yahya Kemal’in herkesin ortak değerleri olduğunu vurgulayarak, Divan-ı Lügat’it Türk, Kutadgu Bilig, Atabetül Hakayık, Manas Destanı ve Mesnevi’nin de herkesin düşünce dünyasını zenginleştiren eşsiz başyapıtlar arasında yer aldığını belirtti. Arınç, şöyle devam etti:

”Bugün sınırları olmayan küresel bir dünyada yaşıyoruz. Bütün mesafeler ortadan kalktı, iletişim ve ulaştırma teknolojilerindeki gelişmeler uzak mesafeleri yakınlaştırdı. Adına küreselleşme, enformasyon çağı, bilgi çağı denilen bu yeni dönem ise bizden yeni bir dikkat, yeni bir sorumluluk göstermemizi gerektiriyor. İnsani ve evrensel değerleri daha çok gözetmemiz gereken bir sorumluluk, ekonomik olarak güçlü ülkelerin, büyük çıkar gruplarının medya alanında da güçlü organizasyonlar kurması bilgiye, habere erişimi kolaylaştırıyor ama dezenformasyonu, bilgi kirliliğini ortadan kaldırmaya yetmiyor. İletişim ağlarımızı, bilgi akış modellerimiz çağın ihtiyaçlarına göre yenilerken, medeniyet değerlerimizi ve hürriyetimizi yıkıcı, tahrip edici küresel saldırılara karşı korumak, yani evimizi, kültürümüzü, evrensel değerlerimizi savunmak zorundayız. Medyamız hem dünyayla rekabetin gerisinde kalmamalı, hem de dünyanın bizi, ülkelerimizi, kültürümüzü doğru anlamasına öncülük etmelidir. Bugün multimedya şirketleri kitlesel medya döneminden kişisel medya dönemine geçmektedir. Son örneğinden görüldüğü gibi bu yeni durum bütün ahlaki süzgeçleri ortadan kaldıran, bütün insani değerleri çiğneyen, dedikoduyu, iftirayı, hakareti küresel ölçeğe taşıyan bir boyut kazanmıştır. Türkiye, demokrasi çıtasını yükselterek, bu anlamda hukuk düzeninde büyük adımlar atmış, bilgi edinme hakkını bütün vatandaşlar için hukuki güvenceye kavuşturmuştur.”

-”DÜNYANIN DOĞRU VE TARAFSIZ HABERLERE İHTİYACI VARDIR”-

Enformasyon ve iletişim devrimini çok erken kavrayan Türkiye’nin merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal zamanında gerekli adımları atarak bu alanda bir gecikme yaşamadığını söyleyen Arınç, 2002 yılından bu yana da AK Parti iktidarının demokratik ve ekonomik istikrar çıtasını en üst düzeye çıkardığını, bireysel özgürlükler, temel insan hakları ve basın özgürlüğü alanında tarihi adımlar attığını anlattı. Arınç, Türkiye’nin içerideki demokratik istikrara ve ekonomik kalkınmaya paralel olarak dışarıdaki itibarını da en üst düzeye taşıdığını ifade etti.

Arınç, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, Türkiye’de bugün 163′ü yaygın, 73′ü bölgesel 2 bin 368′i yerel olmak üzere toplam 2 bin 604 gazete, 3 bin 469 dergi ile toplam 6 bin 73 süreli yayın; 24′ü yaygın, 15′i bölgesel, 210′u yerel, 77’si kablolu, 143′ü uydu olmak üzere ve TRT’nin 11 kanalıyla birlikte toplam 480 televizyon; 35′i yaygın, 98′i bölgesel, 931′i yerel, 53′ü uydu olmak üzere ve TRT’nin 12 kanalıyla toplam bin 129 radyo kanalıyla çok canlı ve dinamik bir medya ortamı bulunduğunu ifade etti. Bunlara internet medyasının da eklenmesi gerektiğini söyleyen Arınç, bugün Türkiye’de hanelerin yüzde 41,6’sında, girişimlerin de yüzde 90,9′unda internet kullanıldığını kaydetti.

2004′te özgürlükçü bir Basın Kanunu’nu yürürlüğe koyduklarını hatırlatan Arınç, yeni RTÜK yasa tasarısının önümüzdeki zaman diliminde TBMM Genel Kurulu’na alınacağını belirterek, ayrıca internet yayıncılığıyla ilgili de bir yasal düzenleme çalışmasının devam ettiğini anlattı.

Arınç, şöyle konuştu:

”Siz medya mensupları bir konuyu biz siyasetçilerden daha iyi bilirsiniz. Bilgi ve haber bir güçtür. Bunu kim elinde bulunduruyorsa diğerlerinden daha avantajlı konumdadır. Bu anlamda da dünyada bir tekelleşme söz konusudur. Dünyanın en büyük medya şirketleri birkaç grubun tekelindedir. Dünya siyasetine yön verme açısından medyanın ne kadar büyük bir stratejik değer olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Birinci ve ikinci Körfez savaşlarında medyayla yapılan manipülasyonları hepimiz yakından izledik. Ayrıca İngilizce bugün neredeyse global medyanın resmi dili haline gelmiştir. Bugün bizler dünyada olan biten her şeyi bir mercekten, bir dilden ve bir bakış açısından izlemekteyiz. Bu, dünya ülkeleri için son derece sakıncalı bir durumdur. Dünyanın doğru ve tarafsız haberlere ihtiyacı vardır. Bizler Türkçe konuşan kardeş ülkeler olarak, medya konusunda ciddi işbirlikleri oluşturabiliriz. Bugün dünyada yaklaşık 250 milyon insan Türkçe konuşarak anlaşmaktadır. Bu rakam bizim için bir motivasyon kaynağı olmalıdır. Ülkemiz hem özel sektör yayıncılığı hem de kamu yayıncılığı açısından medya konusunda güçlü bir geleneğe ve tecrübeye sahiptir. Bu tecrübe ve birikim karşılıklı işbirliği için oldukça önemlidir.”

-”İŞBİRLİKLERİNİN ÖZEL SEKTÖRE DE YANSIYACAĞINA İNANIYORUM”-

Kamu yayıncılığı yapan TRT’nin, artık uluslararası ölçekte yayıncılık yapmaya başladığını ifade eden Arınç, ”Dünyayı Türkçe izleyin” sloganıyla 24 saat Türkçe yayın yapan haber kanalı TRT Türk’ün bugün bütün dünyadan izlendiğini, TRT Avaz kanalıyla da başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere 6 dilde yayınlar gerçekleştirildiğini anlattı. ET-Türkiye kanalı ile Arapça yayın yapan bir kanal kurulduğunu, bu kanalın Arap ülkelerinde beğeniyle izlendiğini belirten Arınç, ayrıca web sayfası üzerinden ve radyolar aracılığıyla başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere bir çok dilde yayınlar yapıldığını aktardı.

Bunların dışında Anadolu Ajansı’nın da üyesi olduğu Türkçe Konuşan Ülkeler Haber Ajansları Birliği’nin son toplantısını geçen ay İstanbul’da yaptığını, bu toplantıda karşılıklı işbirliğinin artırılması için bazı kararlar alındığını hatırlatan Arınç, ”Ayrıca Anadolu Ajansı olarak Türk Cumhuriyetleri’nden gazeteci dostlarımıza çeşitli konularda eğitim amaçlı destekler vermekteyiz ve bunları da artırarak devam etmeyi düşünüyoruz. Kurumlarımızın kendi imkanlarıyla başlattığı bu işbirliklerinin özel sektöre de yansıyacağına inanıyorum” diye konuştu.

Bu forumun Türk dili konuşan kardeş ülkelerin daha çok yakınlaşmasına, karşılıklı iletişimde, birbirini tam ve doğru anlamada işbirliği ve dayanışmanın daha çok artmasına vesile olmasını dileyen Arınç, ”İnanıyorum ki burada yapılacak tartışmalar ve müzakereler, geleceğin dünyasında devletlerimize, ülkelerimize ve milletlerimize yol gösterici olacaktır. 2 gün devam edecek bu forumda çok önemli katılımcıların görüşlerini, düşüncelerini bizlerle paylaşacaklarına inanıyorum” dedi.

Arınç, konuşmasının sonunda KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu’nun önemli bir ameliyat geçirdiğini ve şu anda Güven Hastanesi’nde yattığını anımsatarak, acil şifalar diledi.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Murat Karakaya da Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun himayelerinde gerçekleştirilen forumda, ortak dil, kimlik ve kültürel bağlar olan Türk dili konuşan ülkeler ile iletişim alanında işbirliğini geliştirmeyi amaçladıklarını ifade etti. Dost ve kardeş ülkeler Azerbaycan, Kızgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’den iletişim ve medya sektörünün temsilcilerinin, akademisyenlerin, bu konudaki bilgi birikim ve deneyimlerini paylaşacaklarını söyleyen Karakaya, ”Küreselleşen medya uluslararası diplomasinin yapısını da derinden etkilemiş, toplum odaklı diplomasi daha bir önem kazanmıştır. Bu anlamda Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü olarak ülkemizi basınla ilgili konularda referans haline getirmeyi, kardeş ve komşu ülkelerle basın alanında işbirliği platformları oluşturmayı temel misyonumuz olarak benimsedik. Genel Müdürlük olarak ülkemiz basını kadar diğer coğrafyalar basını için de hizmet sunan bir kurum olma gayreti içerisindeyiz. Dünya standartlarında hizmet sunan basınımızla işbirliği halinde bu tür etkinliklerimizi yakın Avrasya’da yaygınlaştırmak amacındayız” dedi.

Konuşmaların ardından Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç’a Kazakistan’ın, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na da Türkmenistan’ın yöresel kıyafetleri hediye edildi. Arınç ve Davutoğlu yöresel kıyafetleri giyerek, fotoğraf çektirdiler.

Bu arada Arınç, forum başlamadan önce fotoğraf sergisinin açılışını da yaptı.

AA

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bugün artık diplomasinin sadece diplomatların kapalı kapılar ardında yaptığı müzakerelerden ibaret olmadığını, basın kurumlarının da kamu diplomasisinin önemli unsurlarından biri olduğunu kaydetti.

DSP: Hükümet özerkliğe ses çıkarmadı

22 Aralık 2010

Erçelebi, yaptığı yazılı açıklamada, hükümetin ”ateşle oynadığını” savunarak, ”Diyarbakır’da, sözde ‘çalıştay’ adı altında Türkiye’yi bölmeye yönelik toplantı yapıldığını, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde, ‘özerklik’ talebinde bulunulduğunu, Türkiye’nin 25 bölgeye ayrılması, her bölgenin ayrı renkleri ve bayrağının olmasının önerilebildiğini” ifade etti. Hasan Erçelebi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

”Ayrı bir ‘bayrak’ ve ‘iki dil’ taleplerinin ardından gündeme gelen ‘özerklik’ talebi, 8 yıldır ülkeyi yöneten AKP Hükümeti’nin gözünün içine baka baka yapılmış, ancak Hükümet’ten bu konuda ses çıkmamıştır. Bununla da kalınmamış, ülkeyi bölmeye cüret edenler, ‘Bizim derdimiz, bölünmek değil, özerkliktir’ bile diyebilmiştir.

AKP Hükümeti’nin sessiz tutumu nedeniyle ‘kalkışma’ niteliğindeki toplantıyı yapanlar, ‘Bu artık bölgede yaşayan Kürtlerin sorunu olmaktan çıkmış, uluslararası bir konu haline gelmiştir’ görüşü bile ifade edilebilmiştir.

Bütün bunlar gösteriyor ki asıl hedef ve gizli gündem, bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarımıza demokratik, ekonomik ve kültürel haklar sağlamak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesidir. Söz konusu talepleri gündeme getirenlerin sözcüleri, ‘Bugün, 4 ülkenin sınırları içerisinde kalan Kürdistan coğrafyasından bahsediyoruz, yani ismi saklı, kendi saklı coğrafyadan bahsediyoruz’ demektedirler. Bu sözler, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Türkiye’nin Lozan’da çizilen sınırlarına ve Türkiye’yi yönetmekle görevli olan Hükümet’e, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter devlet yapısına karşı açık bir saldırıdır.”

Hükümetin, ”Bu söylemler karşısında suskun kaldığını” öne süren Erçelebi, ”Bunun Hükümet’in de gizli bir gündeminin olduğunu ya da kendisine verilen uluslararası bir ödevi yerine getirmeye çalıştığının göstergesi” olduğunu iddia etti.

Erçelebi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’de son günlerde yaşananlarla, Atatürk’ün kurduğu laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüyle, ülkenin bağımsızlığıyla ilgili görüşlerini bir an önce açıklamasını isteyerek, ”Aksi halde, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek’in ‘Sivri sinek saz, davul zurna az’ sözlerinin hedefi, Hükümet olacaktır. Bu plan ve bu toplantıların sonuç bildirgeleri, ülkemiz için son derece önemlidir. Sayın Başbakan’ı ve Hükümet’i ciddiyete, sorumluluğa, görevinin gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz” görüşlerini ifade etti.

AA

DSP Genel Sekreteri Hasan Erçelebi, ayrı bayrak ve iki dil taleplerinin ardından ‘özerklik’ talebinin gündeme getirildiğini ve bunun 8 yıldır ülkeyi yöneten AKP Hükümeti’nin gözünün içine baka baka yapıldığını belirterek ”Ancak hükümetten bu konuda ses çıkmamıştır” dedi.

Meclis kürsüsünde yine Kürtçe konuştu

22 Aralık 2010

Üçer, Kürtçe konuşmasının, “Dilimizi istiyoruz diyen çocukların anadilde eğitim hakları istemeleri Türkiye’yi bölmez, bütünleştirir” anlamına geldiğini söyledi.

TBMM Genel Kurulu’nda Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve ÖSYM ile 94 devlet üniversitesinin 2011 yılı bütçelerinin görüşmeleri başladı.

Görüşmelerde bütçe üzerine ilk sözü BDP Grubu aldı.

BDP Grubu adına konuşan Van Milletvekili Özdal Üçer, anadilde eğitim konusunun şu anda ülkenin en önemli gündem maddesi olduğuna dikkat çekerek, “Anadilde eğitim hakkı talebinde bulunanlar suçlanıyor. Ama bu ülkede eğitim sektöründe ticaret yapanlar hızla kalkınıyor” dedi.

Bütçenin adil olmadığını savunan Üçer, “Bu bütçeyi kabul etmekte mümkün değildir. Ülkemizde umuyorum ki, adil demokratik bütçeler hazırlanır. Bilimsel demokratik eğitim ortamları hazırlanır. En önemlisi de ülkemizin en önemli gündem konusu olan ‘anadilde’ eğitim ve anadilde kendini ifade etme sorunu çözüme kavuşur. Çünkü ana dil bütünleştirir, bölmez. ‘Ne mutlu Türküm’ diyen çocuklar değil…” sözlerini Kürtçe konuşarak tamamladı.

Üçer daha sonra gazetecilere Kürtçe sözlerinin, “Dilimizi istiyoruz diyen çocukların anadilde eğitim hakları istemeleri Türkiye’yi bölmez, bütünleştirir” anlamına geldiğini söyledi.

BDP Bitlis Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş okulların durumu üzerinde yaptığı konuşmada, Güneydoğu illerinde okulların yetersizliğini anlattı.

Konuşmasında, “Maraş Katliamının” yıldönümüne de işaret eden Karabaş, “19 Aralık Türk siyesi tarihinde kara bir sayfadır. Maraş’ta bir katliam yaşandı. Karanlık ve provokatif güçler 111 kişinin ölümüne neden oldu” dedi.

Bir grup gencin, yıldönümü olaylarını protesto eden girişimlerini anımsatan Karabaş, hala kana doymamış kişilerin olduğunu iddia etti.

MHP’li temsilcilerin, yıldönümü etkinliklerini protesto eden bir grup gence sahip çıkmadıklarına ilişkin açıklamalara vurgu yapan Karabaş, “Bu konuda bazı siyasi partilerin açıklamaları da bizi memnun etmiştir” diye konuştu.

BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis de yaptığı konuşmada, Türkiye’nin provokatif olaylara müsait olduğu vurgusu yaparak, öğrenci protestolarını hatırlattı.

YÖK’ün yapısını da eleştiren Halis, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “YÖK’ün bilime sınır getirdiği” şeklindeki eleştirilerini hatırlatarak, AKP’nin verdiği söze rağmen YÖK’ü kaldırmadığını söyledi.

MHP Grubu adına söz alan Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, Hükümetin, dış politikasını eleştirerek, bazı dış politika gelişmelerinden örnekler verdi.

MHP Muğla Milletvekili Metin Ergun da yaptığı konuşmada, YÖK’ün yapısını eleştirerek, “YÖK en büyük vesayet kurumu halini aldı” dedi.

MHP Mersin Milletvekili Arif Akkuş ise, ÖSYM’nin büyük iş yükü altındaki olduğunu, bu kuruma gereği gibi itina gösterilmediğini öne sürdü.

ANKA

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, Meclis kürsüsünden Kürtçe konuşmaya devam etti. Anadilde eğitim hakkını savunan Üçer, Türkçe başladığı konuşmasını Kürtçe tamamladı.

Suriye Başbakanı Itri, Başbakanlık’ta

22 Aralık 2010

Başbakanlık Merkez Bina’daki resmi karşılama töreninde, iki ülke milli marşlarının çalınmasının ardından, Itri ”Merhaba asker” diyerek tören kıtasını selamladı.

Erdoğan ve Itri, basın mensuplarına poz verdikten sonra Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) İkinci Toplantısı için toplantı salonuna geçtiler.

İki başbakan, YDSK’nın ardından ortak basın toplantısı düzenleyecek.

YDSK toplantısına Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Asistanı Hasan Turkmani ile 13 Suriyeli bakan katılıyor. Toplantıya Türkiye adına da Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer iştirak ediyor.

AA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Başbakanı Muhammed Naci Itri’yi resmi törenle karşıladı.

Saylan itirafı: ‘Baykal’a stent’ şifreydi

22 Aralık 2010

Deniz Baykal’ın genel başkanlığı döneminde CHP’de MYK üyesi olan Savcı Sayan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)’nin başında bulunan Türkan Saylan tarafından 2008 yılında ‘Baykal’ı CHP’den uzaklaştırma operasyonu’ yapıldığı iddialarını doğruladı. O dönemde asıl amacın ‘Baykal’ı stent ameliyatı sırasında öldürmek değil, ölüm korkusuyla CHP’nin başından uzaklaştırmak’ olduğunu iddia eden Sayan, “Mesela Baykal stent takılırken öldü… Hani pat diye Turgut Özal ölmüştü biliyorsun.” şeklinde yapılan görüşmelerin ‘şifre’ içerdiğini söyledi.

CHP’nin eski MYK üyesi Savcı Sayan Cihan TV Network’un Anadolu’da Sabah programına konuk oldu. Programda önemli açıklamalarda bulunan Sayan, Baykal’a Hacettepe Hastanesi’nde kalbine stent takılması olayında malum çevrelerin partinin başından ayrılması ve kenara çekilmesi için tehdit yollu mesaj yolladığını, görüşmelerden bunun anlaşıldığını açıkladı. Basına yansıdığı kadarıyla Türkan Saylan’ın Baykal’ı CHP’nin başından uzaklaştırmaya yönelik bu tür görüşmelerinin şifreleri olduğunu belirten Sayan bunları şöyle izah etti:  ”Ben iddianame hakkında bilgi sahibiyim…Bence hiç birimiz orada doğruyu anlamıyoruz. Bana göre orada şifreli konuşmalar var. Bana göre ‘biz Özal’ı öldürdük, Baykal’ı bir komploya kurban götürelim ya da yok edelim’ düşüncesi var. Orada stent mitent hep şifre…”

Burada asıl amacın Baykal’ı tehdit ederek mesaj yollamak olduğunu iddia eden Sayan, mesajın içerdiği şifre hakkında ise; “Bakın Özal ülke ile iyi geçinmiyordu Özal’ın başını yedik. CHP’yi bitirmemiz için Baykal’ı yok etmemiz lazım…Ona da bir ölüm korkusu vererek kenara çektirebiliriz.’ Bu kalbindeki stent ile alakalı değil. Bunu öyle algılamayalım. Bu Baykal’a bir komployu gösterelim. Tehdit edelim.. Şantaj yapalım…Köşesine çekilmek zorunda kalsın. O zaman kimse sizi tutamaz. Orada asıl olan şifreler odur.” değerlendiremsinde bulundu.

STENT OLAYININ ÜZERİNE GİDİLMELİ…

Baykal’ın partinin başından uzaklaştırılması için bazı ellerin devreye girdiğini anlatan Sayan, kaset olayında olduğu gibi stent olayına da dikkatli bakılması gerektiğinin altını çizdi. Baykal’a yönelik komploların nereden kaynaklandığını az çok tahmin ettiklerini, ancak bunu ortaya çıkartacak ellerinde güç olmadığını söyleyen Sayan, bu konuda hükümetin devreye girmesi gerektiğini söyledi. Stent ve kaset olayının ortaya çıkartılması konusunda Sayan şunları söyledi: “Bunu basın ve hükümet takip etmeli. Biz Baykal’a yapılan komplonun nerelerden yapıldığını ve kaynaklandığını az çok biliyoruz. Ama bizim elimizde MİT yok…MİT belgeleri yok…Bizim elimizde devletin imkanları yok… Hükümetin imkanları yok. İki de bir hükümeti suçlamamızın sebebi ondandır. Hükümet elindeki imkanlarla, Baykal’ın en yakınındaki kişide bunu yapmışsa; Baykal’ın grubu içerisinde de yapanlar var ise bundan bilgisinin olması gerekiyor.”

Baykal’a stent takılması olayında yaşananların ciddi şekilde ele alınması gerektiğini kaydeden Sayan, “Bu mesele sadece bir ameliyat meselesi değil. Büyük bir meseledir. Biz bunun takipçisiyiz:” dedi.
 Hükümetin bu konuyu ortaya çıkartarak afişe etmesini isteyen Sayan bu konuda ayrıca şunları söyledi: “Biz bunu bekliyoruz. Baykal’ın stent meselesi büyük bir meseledir. Kalp meselesi değil…Ameliyat meselesi değil. Oradan bir şey çıkamayacağını onlar da biliyor. Orada bir korku var, şifreler var…’Baykal’ı kenara çektirelim. CHP’yi bitirelim ülkeyi bitirelim…1 Mart teskeresi gibi teskereleri ülkeden geçirelim. Bütün mesele bu Anadolu insanı da bunu böyle bilsin.”

CİHAN

Deniz Baykal’ın genel başkanlığı döneminde CHP’de MYK üyesi olan Savcı Sayan, ÇYDD’nin başında bulunan Türkan Saylan’ın 2008′de Baykal’ı uzaklaştırma operasyonunu doğruladı. Özal’ın adını da öne sürdü…