Fındık işçiliği için 1077 km’yi aştılar

01 Ağustos 2010

Alaplı’ya her yıl Türkiye’nin farklı kentlerinden fındık toplamaya gelen yüzlerce işçi, kendilerine gösterilen konaklama yerlerine çadırlarını kurarak barınıyorlar.

Bu yıl ramazan ayını da ilçede karşılamaya hazırlanan işçilerin bazıları bahçe sahiplerinin gösterdiği yerlerde, bazıları ise dere kenarlarında kendi imkanlarıyla bez parçası ve naylonlardan kurdukları çadırlarda kalıyorlar. İşçiler, henüz elektrik ve su bağlantınını olmayan konaklama alanında tuvaletin de bulunmamasının sıkıntısını yaşıyorlar.

Şanlıurfa’dan her yıl fındık toplamak amacıyla bölgeye işçi getiren Ramazan Arık, AA muhabirine, fındık toplama dönemde sürekli konaklama sıkıntısı yaşadıklarını söyledi.

Beraberindeki 30 işçinin gündüz köylerde fındık bahçelerinde çalışacağını, gece ise kendi imkanlarıyla kurdukları çadırlarda dinleneceklerini anlatan Arık, ”Ancak, burada elektrik, su ve tuvalet bulunmuyor. Sosyal ihtiyaçlarımızı karşılayacak hiçbir şey yok. Sağlımız tehlikede. Zor sağlık şartları altında yaşıyoruz. Bu konuda yetkililerden yardım bekliyoruz” dedi.

Arık, yemeği iş verenin vermesi durumunda günlüğü 20 lira, kendilerine ait olması durumunda ise 22 liraya çalıştıklarını belirterek, bu yıl açıklanan işçi yevmiye ücretlerinin hayal kırıklığına uğrattığını kaydetti.

Fındık işçisi Sadiye Akgeyik (45) de ilk kez Alaplı’ya ailesi ile birlikte fındık toplamaya geldiğini ifade ederek, şöyle dedi:

”Bu yıl hem fındık az, hem de yevmiye düşük. Konaklama yerimizin şartları da çok kötü. Önceki yıl Samsun’da fındık toplamıştık. Valilik fındık işçileri için tuvaleti, banyosu, suyu ve elektriği olan özel barınma yerleri yapmıştı. Burada adeta pislik içindeyiz. Elektrik, su ve tuvalet yok. Bu olumsuz koşullara rağmen çalışmaya mecburuz. İl il dolaşarak mevsimlik işlerden kazandığımız parayla geçimimiz sağlamaya çalıyoruz. Ramazan da yaklaştı. Burada çocuklarımız da olduğundan yaşamımız daha da zorlaşacak.”

”MAĞDURİYET ÖNLENECEK”

Alaplı Kaymakamı Aydın Memük, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, mevsimlik fındık işçilerinin barınma koşullarının iyileştirilmesi için gerekli çalışmaların başlatıldığını belirterek, şöyle dedi:

”İlçeye gelmeye başlayan işçiler, daha önce tespit edilen yerlere yerleştiriliyor. Mevsimlik işçiler hiçbir şekilde mağdur edilmeyecek. Konaklama alanlarına su ve elektrik bağlantısı sağlayacağız. İşçilerin hasat başlamadan önce hepsinin gelmesini bekliyoruz. Bunları tespit edilen alanlara yerleştirdiğimizde her türlü su, tuvalet ve elektrik ihtiyaçlarını temin edeceğiz.

AA

Zonguldak’ın Alaplı ilçesine, 1077 kilometre katederek fındık toplamak için Şanlıurfa’dan gelen işçiler, elektriği ve su imkanı bulunmayan derme çatma çadırlarda konaklıyorlar.

Gelin ve damat tarafı tekme tokat – VİDEO

01 Ağustos 2010

Zeki Dursun‘un haberi

Merkez Selçuklu ilçesindeki düğünde her şey normal başladı. Gelin ve damadın akrabaları düğün salonunda yerlerini aldı. Tam müzik çalmaya başlamıştı ki gelin ve damadın akrabaları arasında nedeni bilinmeyen bir sözlü tartışma yaşandı.

Karşılıklı küfürleşmenin yaşandığı olayda tartışmanın büyümesiyle birlikte bir anda ortalık karıştı.

Damat ve gelinin akrabaları arasında çıkan arbedede yumruklar konuştu. Taraflar tekme tokat birbirine girdi. Yumrukların havada uçuştuğu kavgada bazı kadınların çığlık atıp ağladığı görüldü.

Damadın araya girmesiyle sakinleştirilmeye çalışılan taraflar, kavga yeniden alevlendi. Çocuklar ve kadınlar kavganın ortasında kaldı.

Olay yerine çok sayıda polis ekibi çağrıldı. Çıkan kavgada bayılan ve yaralanan davetliler, Konya Numune Hastanesine kaldırıldı. Damat tarafından bir kişi başına aldığı darbeler yüzünden hastanede müşahede altına alındı.

Kavga sırasında kayıtta olan düğün kameramanı da yumruk ve tekmelerden nasibini aldı. Düğünü görüntülemekle görevli kameraman, kavgaya karışan birkaç kişi tarafından darp edildi.

Aldığı darbelerde kamerası ve fotoğraf makinesi kırılan kameraman hastaneye kaldırıldı. Sağlık kontrolünden geçirilen kameraman, karakola giderek davacı oldu.

 (Zedhaber)

Konya’da bir düğün salonunda damat ve gelinin tarafları tekme tokat birbirine girdi.

Bu sergiyi gezmek yürek ister- VİDEO

01 Ağustos 2010

”Bedeniniz ruhunuzun arpıdır/Ondan tatlı bir müzik veya karmaşık sesler çıkarmak sizin elinizdedir” diyor Lübnan asıllı Amerikalı şair Halil Cibran. Adeta insan vücudunun mükemmel yapısının sigara, alkol, sağlıksız beslenme, obezite gibi insan kazanımı nedenlerle nasıl etkilenerek kendi ölümünü hazırladığını vurgulamak için…

Alman bilim adamı Dr. Gunther Von Hagens da dünyada ilk kez özel bir teknik olan ”Plastinasyon” yöntemiyle çürümez hale getirilen 200′den fazla insan bedeni (plastinatlar) parçasını, ”Beden Dünyaları: Gerçek İnsan Bedenleri Orijinal Sergisiyle (Body Worlds The Original Exhibition of Real Human Bodies), insanların kendi bedenleriyle yüzleşmesini amaçlıyor ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ziyaretçilerle buluşturuyor.

Sergide, ”Yalın ama karmaşık, savunmasız, ancak dirençli” insan bedenleri, ölümlerinden sonra vücutlarını bağışlayanların cansız bedenlerinde tüm açıklığıyla ortaya konuluyor.

İnsan bedeninin çürümez hale getirilen kasları, damarları ve organlarından oluşan 200′den fazla insan bedeni parçası, yaşayan vücudun içinde olduğu gibi bozulmamış haliyle sunuluyor.

Sergi, embriyo aşamasından, anne rahmindeki ceninin çeşitli aşamalarına, çocukluktan, ergenliğe ve yaşlılık sürecine ilişkin özel bir sunumunu kapsıyor. Yaş, hastalık, beslenme şekli, stres, spor alışkanlığı, konsantrasyon gibi yaşam döngüsü içinde yer alan her durumu, doğumdan ölüm anına kadar gösteriyor ve ömür uzatma araştırmalarındaki son bulguları da ziyaretçilerine sunuyor.

Temel amacı sağlık eğitimi olan sergi, vücutlarını bağışlayan kişilerin bedenlerinin ve iç organlarının halka sunulduğu tek insan anatomisi sergisi olma özelliği taşıyor.

Sergi, 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında, Thepartners ile serginin bilimsel ve tıbbi danışmanlığını yapan İstanbul Üniversitesi işbirliğiyle Türkiye’de getirildi. Sergi, İstanbul Antrepo 3′te 17 Aralık’a kadar gezilebilecek.

TÜTÜN TÜKETİMİNİN İNSAN VÜCUDUNA ETKİSİ GÖSTERİLİYOR

Alman bilim adamı Dr. Gunther Von Hagens’ın verdiği bilgiye göre, sergide kalbin büyüdüğünde nasıl olduğundan, sigara dumanına maruz kalmış bir akciğerin nasıl deformasyona uğradığına (orijinal akciğer örnekleri), konsantrasyon anında beynin nasıl bir form aldığına (satranç oynayan kişi), bir alzheimer hastasının neden unutkanlık yaşadığını anlayabilmek için beynin yapısındaki değişikliğe (sağlıklı ve alzheimer hastası kişilerin beyinleri), obez birinin organlarının etrafındaki yağ kitlesinden, anne rahminde ölmüş bir cenine kadar yaşama dair her konu yer alıyor.

Uzun yaşamın sırlarının da verildiği sergide, 100 yaşını geçenlerin, fotoğraflarının, yaşam biçimlerinin ve alışkanlıklarının yer aldığı bir bölüm bulunuyor. Bunlar da bir kişinin, vücuduna bilerek nasıl zarar verebileceğini ya da sağlıklı beslenerek, spor yaparak uzun bir yaşama nasıl kavuşabileceğini gösteriyor.

”GÜLÜMSERKEN 17, KAŞ ÇATARKEN 43 KAS KULLANILIYOR”

Sergi Salonu’na girmeden, ”Bu yazıyı okurken geçen sürede vücudumuz 25 milyon yeni hücre üretti”, ”Dil, vücuttaki en güçlü kaslardan biridir”, ”Gülümsemek için 17 kas kullanılırken, kaş çatmak için 43 kas kullanılır” ve ”Yumruğunuzu sıkın, işte kalbinizin boyutu” gibi duvar yazıları dikkati çekiyor.

BEDENLERİNİ BAĞIŞLAYANLARIN ÖLÜM NEDENİ AÇIKLANMIYOR

Body Worlds’da yer alan insan bedenleri, ölümlerinden sonra bedenlerinin sergide eğitim amacıyla kullanılabileceğini vasiyet eden kişilere ait. Beden plastinatlarının tümü ve örneklerin çoğunluğu bu beden bağışçılarından elde ediliyor.

Olağan dışı hastalıkları gösteren kimi belirli örnekler, eski anatomik koleksiyonlardan ve morfoloji enstitülerinden geliyor.

Bedenlerini bağışlayanların kimlikleri ve ölüm nedenleri açıklanmadığı sergi, kişisel bilgilerin açıklanmasına değil, bedenlerin doğasına odaklanıyor.

ETİK DEĞERLENDİRME YAPILDI

”Body Worlds” sergisinin, Kuzey Amerika’daki açılışından önce, din bilimciler, etik uzmanları, akademisyenler ve önde gelen tıp uzmanlarından oluşan seçkin bir kurul, sergiye ilişkin bağımsız bir etik değerlendirmesi yaptı.

PLASTİNASYON NEDİR?

Plastinasyon, Dr. Gunther Von Hagens tarafından örneklerin tıp eğitimi amacıyla korunması için icat edilen bir işlem.

Bu işlemde örneklerdeki beden sıvıları ve çözülebilir yağlar, vakumlandıktan sonra sertleştirilen sıvı plastiklerle değiştiriliyor.

Bedenler, canlıyı andıran pozlarda sabitlendikten sonra gaz, ısı veya ışıkla sertleştiriliyor. Plastinatlar bedenlerimizin yaşamdaki hareketlere ve atletik etkinliklere içten nasıl tepki verdiğini gösteriyor.

DR. HAGENS KİM?

Anatomist, plastinasyonun mucidi, bilim adamı ve Body Worlds sergilerinin yaratıcısı Gunther Von Hagens, 1945 yılında eski Doğu Almanya’nın Alt-Skalden/Posen şehrinde doğdu.

1965 yılında Friedrich Schiller Üniversitesi’nde tıp eğitimine başlayan Von Hagens, eğitimini 1973 yılında Lübeck Üniversitesi’nde tamamladı. Gunther Von Hagens, tıp diplomasını aldıktan bir yıl sonra Heidelberg Üniversitesi Anestezi ve İlk Yardım Bölümü’ne katıldı.

Üniversitenin Patoloji ve Anatomi Enstitüsü’ndeki on sekiz yıllık meslek yaşamının başlangıcında, 1977′de stajyer ve öğretim görevlisi olarak görev yaparken gerçekleştirdiği çeşitli çalışmalar sonucunda plastinasyon yöntemini keşfetti. Hagens, 1993′te Plastinasyon Enstitüsü’nü kurdu.

”BODY WORLDS” SERGİSİNDE VÜCUTLARI ÇÜRÜMEZ HALE GETİRMEK İÇİN KULLANILAN PLASTİNASYON YÖNTEMİ UYGULAMASI İÇİN BAĞIŞLANMIŞ 11 BİN 500 VÜCUT BULUNUYOR

”Body Worlds” sergisinde vücutları çürümez hale getirmek için kullanılan plastinasyon yöntemi uygulaması için bağışlanmış 11 bin 500 vücut bulunuyor.

Halen hayatta olan bağışçıların bedenleri ise ölümlerinden sonra bilimsel amaçlı çalışmalarda kullanılacak.

AA muhabirine sergiye ilişkin bilgi veren Thepartners firmasının sahibi Fırat Kasapoğlu, Body Worlds’un ilk kez bir Müslüman ülkede sergilendiğini ve çok olumlu geri bildirimler aldıklarını ifade etti.

Kasapoğlu, ”Türk insanının açık görüşlü olduğunu bildiğim için tepkilerden endişelenmedim. Her kesimden gelen ziyaretçiler, serginin toplumsal eğitim amaçlı olduğunda birleşti” dedi.

Kasapoğlu, ilk kez 1995 yılında sergilenen Body Worlds’un, bugüne kadar Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika olmak üzere 14 ülkede 60′dan fazla şehirde, 30 milyondan fazla ziyaretçiye ulaştığını ifade ederek, Türkiye’de bir ay içindeki yaklaşık 50 bin ziyaretçi sayısının oldukça iyi olduğunu söyledi.

Sayının okulların açılması ve yaz döneminin bitmesiyle birlikte daha da artacağını belirten Kasapoğlu, ”Her kesimden, her yaştan insan geliyor. Bu, insanların toplu olarak geldiği, ancak kendi vücutlarıyla baş başa kaldığı dünyadaki tek sergi” diye konuştu.

SERGİ İÇİN ANKARA’DA 4 BİN METREKARELİK ALAN LAZIM

Sergiyi Ankaralılarla da buluşturmak istediklerini, ancak bunun için gerekli koşulların hazır olması gerektiğini ifade eden Fırat Kasapoğlu, sergi için yüksek bütçelere ihtiyaç duyulacağını dile getirdi.

Serginin Ankara’da açılabilmesi için 4 bin metrekarelik bir alana ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Kasapoğlu, ”Body Worlds”da sadece insan bedenlerinin sergilendiği alanın 2 bin metrekare olduğunu söyledi. Kasapoğlu, bu kıstasların sağlanması halinde sergiyi Ankara’ya getirmeyi arzu ettiklerini bildirdi.

”HAYATLARINI DEĞİL, VÜCUTLARINI BAĞIŞLIYORLAR”

”Bağışçıların etnik kimlikleri, kim oldukları ve ne iş yaptıkları” konusundaki bir soru üzerine Kasapoğlu, bu serginin eğitsel amaçlı ve bilimsel bir sergi olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkati çekti. Kasapoğlu, ”Onlar hayatlarını değil, vücutlarını bağışlıyorlar” dedi.

Bağışçılar arasında Türk olup olmadığının çok önemli bir ayrıntı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Kasapoğlu, ”Buna takılmamak gerekiyor. Dünyanın birçok ülkesinden farklı insanlar bağışçılar arasında bulunuyor. Sergideki bedenin, kalbin kime ait olduğunun bilinmesi neyi değiştirecek? Önemli olan neye hizmet ettiği değil mi? Şu anda 11 bin 500 bağışlanmış vücut var, ama şu an daha yaşıyorlar. Ölümlerinden sonra vücutları bilimsel amaçlarla kullanılacak” değerlendirmesinde bulundu.

SERGİYE DAİR HERŞEY TÜM DETAYLARIYLA KİTAP OLARAK BASILACAK

Kasapoğlu’nun verdiği bilgiye göre, Body Worlds’da insan bedenlerinin plastinasyon yöntemiyle hazırlanış biçimi, plastinatların pozlarının ne amaca hizmet ettiği, hastalıkların organlara verdiği harabiyete ilişkin bilgiler başta olmak üzere her detay, Türkçe olarak yazılmış bir kitapta yer alacak.

İngilizcesi bulunan ve şu an Türkçe çevirisi tamamlanan kitap, yaklaşık iki hafta içinde basılarak İstanbul’daki bazı kitapçılarda ve sergi alanında satışa sunulacak. 280 sayfadan oluşan katalogda, her plastinatın ayrıntılı fotoğrafları yer alacak. Bunun dışında katalogla birlikte bir de DVD verilecek.

”SİGARAYI BIRAKTIM” KAMPANYASI BAŞLATILIYOR

Koruyucu hekimliğin öneminin vurgulandığı sergide, tütün kullanımın zararlarına ilişkin organ harabiyetlerinin gösterildiği plastinatlar sayesinde, sigara bağımlılarının kendi vücutlarıyla birebir eşleşim yaparak, sigarayı bırakmaları isteniyor.

Bunun için Body Worlds’un Türkiye ayağında Thepartners firması bir kampanyaya hazırlanıyor. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve konu ile ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarından ve meslek odalarından destek bekleniyor.

Sergi çıkışında, sigaranın olumsuz etkilerine yakından şahit olan kişiler, arzu ederlerse stantta yer alan bir kutuya ellerindeki paketlerini kırarak, ”Sigarayı şu an itibariyle bıraktıklarını” deklare edecekler. Firma yetkilileri tarafından da bu kararı veren kişiye ”Sigarayı Bıraktım İstanbul Body Worlds-2010” yazılı rozet hediye edilecek. Kampanyanın, gelecek hafta içinde başlaması öngörülüyor.

Yurt dışında sergi sonrasında yapılan anketlerde, sergiyi gezdikten sonra ziyaretçilerin yüzde 10′unda sigarayı bırakma eğilimi, yüzde 40′ında ise diyet değişikliğine gidildiği belirtiliyor.

POLİTİKACI VE SANATÇILAR DA SERGİYİ GEZDİ

Sergiyi ziyaret edenler arasında çok sayıda politikacı ve sanatçı da bulunuyor.

Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, sanatçılardan Candan Erçetin, Ferhat Göçer, Ceyda Düvenci ile Zuhal Topal da serginin ziyaretçileri arasında yer aldı.

AA

Alman bilim adamı Dr. Gunther Von Hagens da dünyada ilk kez özel bir teknik olan ”Plastinasyon” yöntemiyle çürümez hale getirilen 200′den fazla insan bedeni (plastinatlar) parçasını birleştirdiği sergiyi görmek ister misiniz?

400 kiloluk bal kabağı olur mu?

01 Ağustos 2010

Merkeze bağlı Efirli köyünde Mehmet Şahin’in tarlasında yetiştirdiği ve ancak 3-4 kişinin yardımı ile yerinden kaldırılabilen bal kabaklarını görenler, şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Yörede yetişen bal kabakları adeta masal kahramanı Külkedisi Cinderella’nın sihirli arabasını çağrıştırıyor.

AA muhabirine kabakların tohumunu Amerika’dan getirttiğini ve ilk defa yörede böyle bir kabağın yetiştirildiğini anlatan Şahin, 45 gün önce diktiği tohumların şimdi 160 kiloluk bal kabağına dönüştüğünü anlattı.

Amerika’da bu tohumların yaklaşık 700 kiloya kadar ulaştığını, iklim şartları nedeni ile Ordu’da bu kiloya ulaşmayacağını tahmin ettiklerini belirten Şahin, bal kabaklarının eylül-ekim aylarında hasadını yapacaklarını, hasat zamanına kadar her birinin 400 kiloya kadar ulaşmasını beklediklerini kaydetti.

Şu ana kadar 20′nin üzerinde bal kabağı yetiştirdiğini ifade eden Şahin, 160 kiloya ulaşan kabakları gören bazı manavların sergilemek için kendisinden ürünlerini aldığını belirtti.

Bazı kabakların ise tarlasından çalınmasından yakınan Şahin, ”Bu kabakların kilosu şu anda 2 TL, satıldığında bir kabağın değeri 300 ile 350 TL arasında değişiyor. Ama ben ilk kez yetiştirdiğim için ilk ürünlerimi çevreme dağıtmayı düşünüyorum” diye konuştu.

Şahin, ürünlerini korumak için tedbirlerini aldığını da sözlerine ekledi.

AA

Külkedisi Cinderella masalında bal kabağı Ordu’da yetişti. Ordu’da bir çiftçinin yetiştirdiği 45 günde 160 kiloya ulaşan hasat zamanına kadar 400 kilo olması beklenen kabaklar görenleri hayrete düşürüyor.

Yaz ortasında karın içinde piknik – GALERİ

01 Ağustos 2010

Mehmet Ekizoğlu‘nun haberi

Dereli Belediye Başkanı Zeki Şenlikoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Giresun Dağları Kırklar Tepesi’nde 2 bin 500 ile 3 bin 200 rakım arasında 7 krater göl bulunduğunu söyledi.

Bunlardan Sağrak Gölü’nün yaz aylarında ilgi odağı olduğunu anlatan Şenlikoğlu, ”Alternatif turizm için ideal olan bu yörenin turizme kazandırılması noktasında her türlü desteğe hazırız” dedi.

Sağrak Gölü’nün ilçeye 60 kilometre uzaklıkta olduğunu ve buraya zorlu bir yolculukla ulaşıldığını dile getiren Şenlikoğlu, şöyle konuştu:

”Bu göle ulaşım Kızıltaş ve Aksu köyü güzergahından sağlanıyor. Göle ulaşan bu yol gerçekten çok bakımsız. Bundan vatandaşlarımız da şikayetçi. Çevreci kuruluşlar yol yapımına karşı. Bizler de doğal dokusu bozulmadan buranın turizme kazandırılmasını istiyoruz. Burası özellikle çadır turizmi ve trekking için mükemmel. Bunları hayata geçirmemiz için turizm şirketleri proje hazırlamalıdır. Bu konuda belediye olarak bizlerden ne istenirse yapmaya hazırız. Krater gölleriyle süslenen bu uçsuz bucaksız dağların ve çayırların turizme kazandırılmasının, yörenin gelişmesine büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz”

Arkadaşlarıyla birlikte Sağrak Gölü’ne pikniğe gelen Bilal Aksu, ”Şehrin stresli ve nemli havasından kurtulmak için 15 yıldır buraya pikniğe geliyoruz. Yol çok kötü bir durumda. Zahmetli yolculuğa rağmen bunu yılda en az 3 kez gerçekleştiriyoruz. Giresun’a bedenimiz yorgun olarak dönsek dahi kendimizi doğanın güzelliğine bırakarak stresi üzerimizden atmanın mutluluğunu yaşıyoruz” diye konuştu.

Göl kenarında ailesiyle birlikte mangal partisi düzenleyen Züleyha Kırlak ise İstanbul’da yaşadıklarını ifade ederek, ”Memlekete geldiğimizde mutlaka burada, bu güzel doğada piknik yaparız. Bundan da çok mutlu oluruz. Yolun çok kötü olmasına ve zaman zaman aracımızın yolda kalmasına rağmen buraya her yıl geliyoruz. Yolun onarılması halinde burası tanınır, turizme kazandırılır” dedi.

-BUZ KÜTLELERİNİN BULUNDUĞU GÖLDE SERİNLİYOR-

Emekli öğretmen Osman Yılmaz da ilçenin Aksu köyünde bir süre öğretmenlik yaptığını, buranın güzelliğini köylülerden duyduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

”Bu göl köye 20 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Bir yaz ayı köylülerle birlikte buraya geldim. Yine gölde buz kütleleri vardı. Göle girdim ve yüzdüm. Bunu 10 yıldır da yapıyorum. Yüzerek serinliyorum, dinç kalıyorum. Şu an göldeki su sıcaklığı sıfır derece. Dışarıda ise 15-16 derece dolayında. Ben göle girmeyi bir gelenek haline getirdim. Buraya Ağustos ayında yine geleceğim ve göle gireceğim.”

AA

Giresun’un Dereli ilçesinde yaz aylarında da kar kütükleriyle çevrili, içerisinde erimeyen buz kütlelerinin bulunduğu 2 bin 750 rakımdaki Sağrak Gölü’ne gelen vatandaşlar, mangal yapıp, doğal güzelliğin keyfini çıkarıyor.

Başbakan’dan BDP’ye Dörtyol tepkisi

01 Ağustos 2010

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”(BDP) Çıkıyor, bir konvoyla beraber Dörtyol’a gelecekmiş. Ne yapacaksın sen Dörtyol’a gelip? Sen polis misin, güvenlik gücü müsün? Sana mı kaldı bu iş? Bırak ilgililer yapsın bunu. İlgililer yapsın, sen işine bak” dedi.

Erdoğan, Emlakbank Evleri Kavşağı’nda partisince düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Hatay’ın Türkiye’nin ve dünyanın gözbebeği olduğunu söyledi. Dünyanın neresine gittiyse orada Hatay’ı anlattığını ifade eden Erdoğan, dünyada eşi benzeri olmayan bir hoşgörü şehri olan Hatay’ın farklılıkların kardeşlik içinde yaşadığı, dayanışma içinde yaşadığı örnek bir şehir olduğuna işaret etti.

Hatay’daki Habib-i Neccar Camisine ismini veren kişiden Yasin suresinde bahsedildiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

”Habib Neccar, bizim peygamberimizden önce, İslam’dan önce yaşamış, bir Hristiyan’dı, değerli bir Hristiyan’dı. Habib-i Neccar Camisi, Anadolu’da yapılmış ilk camidir ve çok ilginçtir, caminin adını taşıdığı kişi bir Hristiyan’dır. İşte biz böyle bir medeniyetin mensuplarıyız. İşte biz böyle engin bir hoşgörü medeniyetinin, böyle kucaklayıcı bir sevgi medeniyetinin mensuplarıyız. Bin yıldır bu topraklarda, camiler, kiliseler, havralar aynı sokak içinde, yan yana, barış içinde var oldular. Komşumuza hangi dinin mensubudur diye bakmadık. Arkadaşlarımızın mezhebini soruşturmadık. Kimseyi etnik kökeniyle değerlendirmedik. Zira biz, Yunus’un deyimiyle, yaratılanı, Yaradan’dan ötürü sevdik. Herkesi önce insan olarak gördük, herkesin temel haklarını kutsal bildik, her türlü farklılığı zenginlik olarak kabullendik.”

”HİÇ KİMSE ÖFKEYLE HAREKET ETMESİN, ŞİDDETE BAŞVURMASIN”

Erdoğan, Hatay üzerinde bugünlerde bazı oyunlar oynanmak istendiğini belirterek, Dörtyol’da bir polis otosuna düzenlenen saldırıda 4 polisin şehit edildiğini hatırlattı. Şehitlere Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına, polis teşkilatına bir kez daha baş sağlığı dileyen Erdoğan, polisin, askerin ve tüm güvenlik güçlerinin hainleri bulmak noktasında son derece özverili şekilde çalıştığından herkesin emin olmasını istedi.

Terörün bugüne kadar hiçbir emelini gerçekleştiremediğine işaret eden Erdoğan, ”Bundan sonra da Allah’ın izniyle gerçekleştiremeyecek. Hiçbir hedefine ulaşamayacak. Kahraman polisimiz, kahraman Mehmetçiğimiz bu hainlere vatan topraklarını cesaretle savunarak en güzel cevabı vermeye devam edecek” dedi.

Terör örgütünün sadece güvenlik güçlerine saldırmakla kalmadığını, ülkenin kardeşliğine, bu birlik ve bütünlüğüne kastettiğini, ülke topraklarına nifak tohumları, fesat tohumları ekmek istediğini vurgulayan Erdoğan, ”Biz Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Gürcü’süyle, Boşnak’ıyla, Roman’ıyla, hep birlikte yaratılanı Yaradan’dan ötürü seviyoruz. Biz, biriz, beraberiz, kardeşiz. Benim polisime silah sıkan el ne derece hainse alçaksa vahşiyse, teröristse, kusura bakmayın, cam çerçeve indirenler de aynı durumdadır” diye konuştu.

Terör örgütünün, gençleri sokağa dökmek, milleti galeyana getirmek ve arbede istediğine dikkati çeken Erdoğan, ”İşte onun için, öfkesine hakim olamayıp sokağa dökülen, camı çerçeveyi indiren, polis araçlarına, karakollara dahi ateş açanlar, polis araçlarını ateşe verenler sivil araçları ateşe verenler terör örgütünün tuzağına düşüyorlar. Öfke gelir, göz kararır. Öfke gider, yüz kızarır” dedi.

”BU TUZAĞA DÜŞMEYİN, BU OYUNA GELMEYİN”

Erdoğan, bu günlerin gelip geçeceğini ve bin yıldır olduğu gibi yine yüz yüze bakılacağını, bin yıldır olduğu gibi, ebediyen bir arada yaşanacağını ifade ederek, şöyle devam etti:

”Ben, Hataylı kardeşimin, Hatay’ın ilçelerindeki tüm kardeşlerimin, tüm vatandaşlarımın uyanık olmasını, dikkatli olmasını rica ediyorum. Tekrar ediyorum: Terör örgütü, nümayiş olsun istiyor, halk sokağa dökülsün, hak hukuk tanımasın istiyor. Kesinlikle bu oyuna gelmeyelim. Terör örgütü sizin öfkelenmenizi, hiddetlenmenizi istiyor, lütfen sağduyudan ayrılmayın. Terör örgütü, sokakları bir çatışma alanına, bir kaos ortamına çekmek istiyor, lütfen bu tuzağa düşmeyin. Kim ki eline taşı alır, komşusuna, komşu sokağa, komşu mahalleye fırlatırsa, emin olun o kaybetmiştir, o terör örgütünün tuzağına düşmüştür. Kim ki komşusuna husumetle bakarsa, kem gözle bakarsa, o, terör örgütünün kirli senaryosunda figüran olmuştur. Bu oyuna gelmeyin.

Güvenlik güçlerimiz, mülki amirlerimiz, valimiz, kaymakamlarımız, yerel idarecilerimiz gerekeni yapıyorlar. Lütfen hiç kimse kendisini polis yerine koyup, kendisini hakim savcı yerine koyup, öfkeyle hareket etmesin, şiddete başvurmasın.”

”ALTINDAKİ KOLTUĞU SAĞLAMA ALMAK UĞRUNA SOKAKLARI GERMEYE DEĞER Mİ?”

Erdoğan, terör saldırılarının, olayların zamanlamasına da dikkat çekmek istediğini dile getirdi ve Türkiye çok önemli bir halk oylamasının arefesindeyken saldırıların yapıldığını, olayların meydana geldiğini söyledi.

Başbakan, şunları söyledi:

”Türkiye, geleceği adına, demokrasi adına, özgürlük adına çok önemli bir kararın arefesindeyken, birileri sokakları tahrik etmeye çalışıyor. Bu bir senaryodur sevgili Hataylı kardeşlerim, bu kirli bir oyundur, bu sinsi bir tuzaktır.

Ne yazık ki, böyle bir dönemde, böyle hassas bir dönemde sağduyu çağrısı yapması gereken, ben sağduyu çağrısı yapması gereken, sorumlu açıklamalar yapması gereken muhalefete sesleniyorum: ‘Siz tam tersine sokakları daha da kışkırtmanın peşindesiniz’. Geçen gün İngiltere Başbakanı buradaydı. Ne dedi biliyor musunuz? ‘Biz terörle mücadeleyi muhalefetle beraber yaptık’ dedi. İspanya Başbakanı aynı şeyi söyledi. Bizde ise muhalefet, ‘İktidar yıpransın, ülke kaybetsin önemli değil, ama biz kazanalım’ diye hesap yapıyor. Böyle 3-5 kuruşluk hesabın içine girme. Bu tür hesapların içine girdikçe benim Hataylı kardeşim hiçbir zaman sana sandıkta evet demeyecek. Altındaki koltuğu sağlama almak uğruna sokakları germeye değer mi? Sırf şahsi hırslarını tatmin etmek uğruna, gençleri tahrik etmeye, kışkırtmaya değer mi? AK Parti’yi karalayacağım, AK Parti’yi suçlayacağım, itham edeceğim diyerek terör örgütünün oyunlarına gelmeye değer mi?”

”BUNLARIN MANTIĞI ŞU: AK PARTİ KAZANMASIN DA, ÜLKEYE NE OLURSA OLSUN”

”Terör örgütü Şemdinli’den vuruyor, Çukurca’dan vuruyor, Reşadiye’den vuruyor, Samsun’dan vuruyor, Dörtyol’dan vuruyor; eş zamanlı olarak muhalefet partileri Ankara’dan taarruza geçiyor” diyen Erdoğan, BDP’nin, sağduyu çağrısı yapması gerekirken, Dörtyol’daki olayları adeta fırsat bilerek, bunu kendisini için bir ranta çevirmek gayesiyle, gerginliği artıracak sorumsuzca açıklamalar, sorumsuzca eylemler yaptığını ifade etti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Çıkıyor, bir konvoyla beraber Dörtyol’a gelecekmiş. Ne yapacaksın sen Dörtyol’a gelip? Sen polis misin, güvenlik gücü müsün? Sana mı kaldı bu iş? Bırak ilgililer yapsın bunu. İlgililer yapsın, sen işine bek. Sen demokratik yollardan iktidara gelmenin yolunu ara, antidemokratik yollardan değil. Önce bir defa demokrasiyi kendine sindir, bunu benimse. Daha bunu benimseyemedin.

MHP, Dörtyol’daki gerginliği bir fırsat gibi görüyor. Buradan kendisine rant devşirmenin fırsatçılığına girişiyor. CHP, gerginliği yatıştırmak yerine, bu kargaşadan, bu kaostan ne koparabilirim diye o da meseleye bakıyor, sokakları daha da tahrik etme gayreti içine giriyor.

Bunların mantığı şu: ‘AK Parti kazanmasın da, ülkeye ne olursa olsun. AK Parti başarılı olmasın da, millete ne olursa olsun. AK Parti yıpransın da, bu ülke, bu millet kaybederse kaybetsin’. Ben de bunun tam tersini söylüyorum. Hatay’dan, Hataylı kardeşlerimin içinden söylüyorum: Şehidimin bir damla kanına, bir karış vatan toprağına bırakınız iktidarı, bütün varlığımızı feda etmeye hazırız. Biz buyuz. ama bu terör 26 yıldır bu ülkede var. Bunun 7 yılında biz iktidardayız. Peki 19 yılda bu terör ne oldu?”

”ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE HAYIR DİYECEK MUHALEFETİN KAFASI KARIŞIK. ESASEN BUNLARIN BİR ANA FİKRİ BİLE YOK. BUNLAR GİRİŞİ, GELİŞMEYİ, SONUCU BİRBİRİNE KARIŞTIRMIŞ DURUMDALAR”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”CHP, MHP, BDP, YARSAV, terör örgütü hepsi bir araya toplanmışlar, kime karşı, milletin anayasasına evet diyenlere karşı. Soruyorum size, bu ittifaktan Türkiye menfaat sağlayabilir mi? Bunlar, memleketin hiçbir meselesinde bir araya gelmezler, ama bugün bu değişikliğe karşı çıkıyor, şerde ittifak ediyorlar” dedi.

Emlakbank Evleri Kavşağı’nda partisince düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap eden Erdoğan, Medeniyetler İttifakı zirvelerinde Hatay’ı tüm dünyada örnek olarak gösterdiğini ve dünya ülkelerine Hatay’ı işaret etmeye devam edeceğini söyledi.

Atatürk’ün ”Hatay benim namusumdur” dediğini anımsatan Erdoğan, ”Biz de diyoruz ki Hatay bizim namusumuzdur, Hatay bizim gururumuzdur, Hatay bizim övünç kaynağımızdır” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 12 Eylül 2010 tarihinde Türkiye’nin, geleceği ve çocukları için son derece önemli bir karar vereceğini vurgulayarak, Hataylılardan uyanık olmalarını, her türlü tahrike, kışkırtmaya karşı dikkatli olmalarını rica etti.

”12 Eylülde darbelerin anayasasına dur diyecek, milletin anayasasına evet diyeceğiz” diyen Erdoğan, meydanda Eğitim-Bir-Sen Hatay şubesi tarafından asılan ”Nikah masasında bile bu kadar iştahla evet dememiştim” pankartına atıfta bulunarak, ”Bu arkadaşlar çok zeki, 12 Eylülde nikah masasına oturacağız. Milletin anayasasıyla kim nikah ahdetmez, darbe anayasasına evet kim diyebilir” diye konuştu.

”ŞERDE İTTİFAK EDİYORLAR”

“Anayasa değişikliğine CHP, MHP, bir kısım medya, karanlık ortamdan medet uman çeteler, vesayet düzeninin devamından yana olan şebekeler, statükoya, vesayete sırtını dayamış, tuzu kuru seçkinlerle terör örgütünün karşı çıktığını” söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

”CHP, MHP, BDP, YARSAV, terör örgütü hepsi bir araya toplanmışlar, kime karşı, milletin anayasasına evet diyenlere karşı. Soruyorum size, bu ittifaktan Türkiye menfaat sağlayabilir mi? Bunlar, memleketin hiçbir meselesinde bir araya gelmezler. Bunlar demokrasiden kaçar, özgürlükten kaçar, milletin yararına olacak ne varsa ondan kaçarlar. Ama bugün, milletin ufkunu açacak, ülkenin vizyonunu güçlendirecek bu değişikliğe karşı çıkıyor, şerde ittifak ediyorlar.

Ben, Hatay’da özellikle CHP’ye oy vermiş kardeşimi CHP yönetiminden, MHP’ye gönül vermiş kardeşlerimi MHP yönetiminden ayrı tutuyorum. Ne yazık ki CHP de MHP de BDP de kendi kitlelerinin iradesini yansıtmıyor, kendi kitlelerine kulak vermiyorlar. Dikkat edin. Bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kendi milletvekillerine, kendi arkadaşlarına güvenemediler. Onlara oy kabinine girme müsaadesi vermediler. Niye? Olur ki vicdanının sesini dinler, gelir de oy kabininde bu anayasa değişikliğine evet der diye. Şimdi çıkmış, milletten hayır demesini istiyorlar. Şimdi milletin vekiline değil, aslına diyorsun ki oy kabinine git. Ben inanıyorum ki milletin kendisi ben ‘anayasama evet’ diyorum diyecek, darbe anayasasına evvelallah hiçbir zaman evet demedi, demeyecek. Anayasa değişikliğine hayır diyecek muhalefetin kafası karışık. Esasen bunların bir ana fikri bile yok. Bunlar girişi, gelişmeyi, sonucu birbirine karıştırmış durumdalar.”

”ANAYASA METNİYLE YEMEK KİTABINI BİRBİRİNE KARIŞTIRIYORLAR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Malatya’da ”Anayasa değişikliği kayısıya çare olacak mı?”, Ordu’da ‘Anayasa değişikliği fındığa çare olacak mı?” diye sorduğunu hatırlatan Erdoğan, ”Yarın öbür gün buraya, Hatay’a gelirse, eminim size de şunu soracaktır, ‘Bu Anayasa değişikliği Hatay künefesine çare olacak mı?’ Böyle bir liderlik, genel başkanlık olur mu? Sen ne anlarsın Hatay künefesinden? Bu anayasa değişikliğine sokulur mu? Çünkü bunlar anayasa metniyle yemek kitabını birbirine karıştırıyorlar” dedi.

Başbakan Erdoğan, Cemil Meriç’in Hataylı olduğunu ve Hatay’dan çıkmış çok büyük bir düşünür olduğunu ifade ederek, Meriç’in muhalefet partilerini tarif eder nitelikte, ”Onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok…” sözünü söylediğini belirterek, şöyle konuştu:

”Evet. Bunların aynaya dahi tahammülleri yok. Çünkü aynaya bakarlarsa başörtüsü konusundaki tutarsızlıklarını görecekler. Ne diyor, ‘başörtüsü konusunu biz hallederiz’ diyorlar. Ciddi ol, dürüst ol, bu sululukları artık milletim affetmiyor. Başını örterek üniversiteye gitmek isteyen yavrularımız için parlamentodan 411 oy çıkardık. Bunu Anayasa Mahkemesine kim götürdü, CHP götürdü. Senin de bunun altında imzan yok muydu? Şimdi hangi yüzle bunu söylüyorsun, bu milleti enayi yerine koymaya kimsenin hakkı yok, bu milletin ferasetiyle dalga geçmeye kimsenin hakkı yok. Onun için 12 Eylül onlara ders vermenin, özgürlüklerin günü.

Eğer bunlar aynaya bakarlarsa, Tam Gün Yasasını iptal ettirerek milleti nasıl mağdur ettiklerini görecekler. Bunlar aynaya bakarsa, 367 saçmalığına sahip çıktıklarını, çetelere avukatlık yaptıklarını görecekler.”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, Danıştay’ın 1990′lı yıllarda Türk Telekom’un özelleştirilmesine izin vermediğini ve bundan dolayı Türkiye’nin tam 25 milyar dolar zarar ettiğini ifade ederek, bu zararın bedelinin millete ödettirildiğini söyledi.

AK Parti iktidarı döneminde Danıştay’ın yasalara aykırı olarak geç karar vermesinin bedelinin de bazı ihalelerde yaklaşık 3 milyar doları bulduğunu belirten Erdoğan, Danıştay’ın İzmir Limanıyla ilgili görüşünü tam 30 ay beklettiğini ve bu yüzden Türkiye Hazinesinin 1,5 milyar dolar kaybettiğini anlattı.

Danıştay’ın, Sağlık Bakanlığının internet sitesinde Tam Gün Yasasıyla ilgili yayımladığı görüşüne de ”ışık hızıyla” karar verdiğini ve uygulamayı durdurduğunu dile getiren Erdoğan, ”Anayasa değişikliğiyle bu dönem artık sona eriyor. Tuzu kuru bürokratların millete bedel ödetme, millete fatura ödetme devri kapanıyor. Anayasa değişikliği ile yargıdaki ideolojik kamplaşmaya, kast sistemine, kapalı devre dönemine son vereceksiniz” dedi.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ MADDELERİ

Suriye ile vizelerin kaldırıldığını, AK Parti iktidarı döneminde birçok sınır kapısının açıldığını ve bu yolla Hatay’ın ekonomisinin canlandığını söyleyen Erdoğan, anayasa değişikliğiyle vergi borcu olduğu gerekçesiyle yurt dışına çıkma yasağı uygulamasının da sona erdiğini kaydetti.

Anayasa değişikliği ile kadınlara pozitif ayrımcılık yapıldığını, kadın haklarının daha üst seviyelere taşındığını, işçi, memur, emekli haklarının korunduğunu, hak mücadelesine güç katıldığını anlatan Erdoğan, yine değişiklikle çocuk istismarının önüne geçildiğini, yaşlıların, özürlülerin, şehit eş ve çocukları ile gazilerin haklarının genişletildiğini, bu kesimlere yönelik yeni hizmetlerin önünün açıldığını ifade etti.

Devlet dairesindeki işlerin daha kolay ve rahat yapılması için, ”bugün git, yarın gel” zihniyetinin değiştirilmesi için düzenlemeler yapıldığını, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulacağını ve vatandaşların mahkemeye gitmeden, kamu denetçisine giderek, şikayetlerini ileteceğini, çözüm bulacaklarını vurgulayan Erdoğan, Anayasa Mahkemesinin de bireysel başvuru hakkı getirilerek, ”Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi”ne dönüştürüleceğini kaydetti.

Hatay’a eğitim, sağlık, adalet, emniyet, ulaşım, konut gibi alanlarda çok büyük ve tarihi nitelikte yatırımlar kazandırdıklarını, Hatay’daki sulanabilir arazileri genişletmek için 3 büyük proje yürütüldüğünü ifade eden Erdoğan, Büyük Karaçay Barajı projesinin yüzde 25′inin tamamlandığını, projenin 2013 yılı sonunda bitirileceğini, Reyhanlı Barajı için Mart ayında ihale yapıldığını, 15 gün içinde de Reyhanlı Barajı’nın temellerinin atılacağını, bu proje ile de 11 bin kişiye iş imkanı doğacağını belirtti.

Erdoğan, Hatay’daki üçüncü büyük projenin de Türkiye ile Suriye arasındaki Asi nehri üzerinde iki ülkenin ortak inşa edeceği Dostluk Barajı olduğuna işaret ederek, baraj inşaatına bu yılın sonunda başlanacağını bildirdi.

Bu üç proje ile Orta Ceyhan Projesi’nin ilerlediğini kaydeden Erdoğan, projeler tamamlandığında Hatay’ın sulanabilir arazilerinin yüzde 95′inin suya kavuşacağı bilgisini verdi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, AK Parti iktidarı döneminde Hatay’a yapılan yatırımları anlattı.

12 Eylülün Türkiye ve Hatay için bir milat olacağını belirten Erdoğan, ”Gelin hep birlikte evet diyelim, bembeyaz yeni bir sayfa açalım. Her evet demokrasiye davettir. Her evet adalete davettir. Her evet özgürlüğe davettir, hukuka davettir” dedi.

Erdoğan, meydanda toplanan vatandaşların Ramazan ayını da kutladı.

HATAY’DA ORTAK AÇILIŞ TÖRENİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Kadın-erkek fırsat eşitliği diyoruz. Haklar konusunda eşitlik diyoruz. Yoksa fiziki eşitlikten bahsetmiyoruz. Kadın-erkek fiziki olarak hiçbir zaman eşit olamaz. Bu mümkün değil. Mümkün olur mu? Erkek erkektir, kadın kadın. Ama bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır” dedi.

Başbakan Erdoğan, Hatay’da Şehit Süleyman Yılmaz Lisesi, Şehit Ömer Faruk Adaş İlköğretim Okulu ve Şehit Mustafa Dolunay Anaokulu ile Hatay’ın ilçelerinde bulunan toplam 15 okulun resmi açılış törenine katıldı.

Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, bugün açılışı yapılan okullarda toplam 330 derslik bulunduğunu ve bu okulların 23 milyon TL’ye mal olduğunu bildirdi. Erdoğan, ”Tüm bunlar insanımızın hayat standardını yükseltecek, cehaletle mücadelede bizi başarılı kılacak adımlar” dedi.

Türkiye’nin kalkınması için AK Parti Hükümeti’nin 4 temel unsur konusunda adımlar attığını kaydeden Erdoğan, bu alanların adalet, sağlık, eğitim ve güvenlik olduğunu söyledi.

Hükümet’in bu alanlarda attığı adımlardan örnekler veren Erdoğan, şöyle konuştu:

”Sağlıkta Türkiye’nin dört bir yanında hastanelerimizde artık insanca sağlık hizmeti veriliyor, tedaviler gerçekleştiriliyor. Hastanelerde koğuş sisteminden tek odalı, çift odalı banyolu tuvaletli odalara geçiş yaptık. Önceden böyle bir sistem yoktu. Sağlam girseniz hastanelerden hasta çıkardınız. Böyle bir durum vardı. Ama şimdi sistem değişti. Vatandaşlar tedavinin yanı sıra ilaçlarını da çok rahat bir şekilde alıyor.”

İlköğretimde erkek öğrencilere 20, kız öğrencilere 25 lira, aynı şekilde orta öğretimde erkek öğrencilerE 35 lira, kız öğrencilere de 45 lira destek verdiklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Bu yardımı, bu desteği anneye veriyoruz, babaya değil. İşte kadın-erkek eşitliğinin istismarını yapanlara söylüyorum. Bak bu sadece bir tanesi. Biz burada anneyi ön plana çıkarırken şefkatte anne, babaya göre daha farklı olduğu için bu adımı, bu tercihi yapıyoruz, istismarını değil. Cennet annelerin ayakları altına boşuna konmadı. Kadın-erkek fırsat eşitliği diyoruz. Haklar konusunda eşitlik diyoruz. Yoksa fiziki eşitlikten bahsetmiyoruz. Kadın-erkek fiziki olarak hiçbir zaman eşit olamaz. Bu mümkün değil. Mümkün olur mu? Erkek erkektir, kadın kadın. Ama bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır. Her ikisi bir arada olduğu zaman birbirini tamamlar ve o zaman aile meydana gelir.”

Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, Hatay Valisi Celalettin Lekesiz ve milletvekilleri ile kurdele keserek okulların ortak açılışını yaptı.

Erdoğan, 3 okula ismini veren şehitlerin ailelerine de plaket takdim etti. Erdoğan, açılışın ardından Şehit Ömer Faruk Adaş İlköğretim Okulu’nda incelemelerde bulundu.

AA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Dörtyol’da yaşanan gerginliklere karşı sağduyu çağrısı yaptı. Muhalefetin sokakları kışkırttığını savunarak ilçeye gitmek isteyen BDP’ye yüklenerek ’sen polis misin?’ diye seslendi.

Aydın’da MHP’nin dediği oldu

01 Ağustos 2010

Aydın 1. İdare Mahkemesi, 1 Ağustos Pazar günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin katılacağı mitingin İstasyon Meydanı’nda yapılması talebinin valilikçe reddedilmesinin ardından, MHP Aydın İl Başkanlığının başvurusunu değerlendirerek, valilik kararının yürütmesini durdurdu.

MHP Aydın İl Yönetim Kurulu üyesi ve parti avukatı Savaş Akçöltekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aydın Valiliğine mitingin İstasyon Meydanı’nda yapılması için yazılı müracaatta bulundukların ancak valiliğinin miting için Malazgirt Meydanı diye anılan, Yörük Ali Bulvarı ile Efekent Bulvarı’nın kesiştiği kavşak noktasını adres gösterdiğini bildirdi.

Söz konusu yerin Aydın 1 Nolu miting alanı olarak isimlendirildiğini kaydeden Akçöltekin, valiliğin taleplerini reddeden kararının yürütmesinin durdurulması ve işlemin iptali için İdare Mahkemesine başvurduklarını anlattı.

Akçöltekin, Aydın 1. İdare Mahkemesinin taleplerini haklı bulduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

”Mahkeme 1 nolu miting alanın pazar yerine yakın olması, burasının alışılagelmiş miting alanlarından olmaması, öteden beri Aydın ilindeki tüm siyasi faaliyet ve eylemlerin İstasyon Meydanı’nda gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında davacı başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görmemiştir. Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafi güç zarar doğurabilecek nitelikte bulunması nedeniyle, işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.”

Akçöltekin, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı almasıyla, mitingin 1 Ağustos Pazar günü İstasyon Meydanı’nda yapılmasının önünde engel kalmadığını ifade etti.

AA

MHP ile Aydın Valiliği’nin yer kavgası yargıya taşındı. İidare mahkemesi MHP’nin isteğini haklı buldu!

Ehli Beyt’in referandum oyu da evet

01 Ağustos 2010

 Ara rejimlerin vatandaşlara çok sıkıntılar çektirdiğini vurgulayan Altun, “12 Mart’ta iki defa hapse atıldım. 12 Eylül’de birçok yakınım tutuklandı. Bu anayasa değişikliği olduğu kadarıyla desteklenmelidir. Ben ‘Evet’ oyu vereceğim.” dedi.

Referandumla ilgili Cihan Haber Ajansı’nın sorularını cevaplayan Dünya Ehli Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun, Anayasa değişikliğinin; bireysel Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkı, keyfi olarak insanlara yurt dışına çıkış yasağının getirilemeyecek olması, Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nın yapısının değiştirilmesi ve 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma gibi önemli değişiklikler içerdiğini belirtti. Altun, “Gönül isterdi ki 12 Eylül Anayasası’nın tümü değişsin. Bu anayasa değişikliği olduğu kadarıyla desteklenmelidir. Ben ‘Evet’ oyu vereceğim.” dedi.

Türkiye’de ara rejimlerin vatandaşlara çok sıkıntı çektirdiğini vurgulayan Altun, “12 Mart döneminde Ehli Beyt Gazetesi çıkartıyordum. Bu dönemde iki defa tutuklandım. Kitaplarım toplatıldı. 12 Eylül’de yakınlarımdan birçok kişi tutuklanıp cezaevine konuldu.” şeklinde konuştu.

Referandumun partiler arası bir yarış gibi algılanmasının çok yanlış olduğunu belirten Altun, “Demokratik bir adımın partiler arası bir yarış olarak gösterilmesi hoş değil. Gönül isterdi ki bu muhalefet de Hükümet’e ‘29 maddeyi değil de 100 maddeyi değiştirelim, tamamını değiştirelim’ teklifinde bulunsaydı. Ancak, ‘bu Meclis anayasa yapamaz’ diye dayattılar. Bu Meclis anayasayı değiştiremeyecek de kim değiştirecek?” ifadelerini kullandı.

CİHAN

Dünya Ehli Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun, Anayasa değişikliğinin tüm kesimler tarafından desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Baydemir, Seyit Rıza’ya çiçek bıraktı

01 Ağustos 2010

Heykelin önünde gazetecilere açıklama yapan Osman Baydemir, Tunceli Valiliğinin heykele ilişkin suç duyurusunda bulunmasını Ankara’dan yapılan mahalle baskısına dayandırdı.

10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında “Kürt Sorununda Muhataplık Konusu ve Demokratik Özerklik” konulu panele katılmak üzere Tunceli’ye gelen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Belediye Başkanı Edibe Şahin ile birlikte 1937 yılında Dersim olayları nedeniyle 7 kişiyle birlikte asılan Seyit Rıza’nın anısına yaptırılan heykeli ziyaret ederek çiçek bıraktı.

Burada basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Baydemir, “Yakın geçmişimizle yüzleşmek ve el birliğiyle demokratik geleceğimizi yaratmamız gerekiyor. Büyük bir eserdir. Heykelin artık kaldırılacağını düşünmüyorum. Kritik bir eşiği Dersim halkı aştı. Bir kez daha söylüyorum yakın geçmişimizle yüzleşmek ve Türkiye’deki bütün kimliklerin, bütün kültür ve inançların özgür geleceklerini yaratmalarının sembolüdür. Eğer geçmişimizle yüzleşmezsek özgür refah içinde bir gelecek yaratma şansına sahip olmayacağız. Bu heykelden korkmamak gerek. Tam tersine onurlu bir barışın, demokratik bir yaşamın sembolü olarak tanıtmak lazım” dedi.

Heykele ilişkin Tunceli Valiliği tarafından yapılan suç duyurusunun hatırlatılması üzerine Baydemir, “Sayın Valinin de isteyerek dava açtığını düşünmüyorum. Muhtemelen mahalle baskısıdır. Ankara mahallesinin baskısıdır muhtemelen o da aşılacaktır” diye konuştu.

Heykel ziyaretinin ardından kent merkezinde vatandaşlarla görüşen Baydemir, bir ressamdan Seyit Rıza portresini 1000 TL vererek satın aldı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir daha sonra panele katılmak üzere Belediye Konferans Salonu’na geçti.

CİHAN

Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne katılmak üzere Tunceli’ye gelen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, belediye tarafından yaptırılan Seyit Rıza heykelini ziyaret ederek çiçek bıraktı.

Saadet’in gündemde olmasının nedeni

01 Ağustos 2010

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, ”12 Eylül 2010′da ‘evet’ diyeceğiz, 13 Eylül 2010′da ‘hayır’ diyerek, yeni bir Anayasa’nın kampanyasını yapacağız” dedi.

Kurtulmuş, Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde düzenlenen İl Başkanları ve İl Müfettişleri Toplantısı’nın basına açık bölümünde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son dönemde sıkıntılı bir süreçten geçtiğini belirterek, CHP ve MHP’nin bütün süreçlere sürekli karşı çıktığını söyledi.

Türkiye’de geride kalan 8 yıla bakıldığında hiçbir ülkede görülmeyecek derecede yoğun ve gergin bir kamplaşma siyaseti yaşandığını öne süren Kurtulmuş, iktidar ve muhalefet partilerinin tavrının ülkeyi bu noktaya getirdiğini iddia etti.

-”30 YILDIR İCRAİ SANAT EYLEYEN TERÖR SİYASETÇİLERİ”-

Hiçbir partinin, ”Ben kapılarımı kapattım, diğerleriyle görüşmeyeceğim” deme lüksüne sahip olmadığını savunan Kurtulmuş, ”Bizim teklifimiz şudur: Parlamentoda grubu bulunan 4 siyasi partinin genel başkanı, memleketin meselesini çözemiyorlarsa, Saadet Partisi ve diğer bütün partilerle birlikte hep beraber Hatay’a, İnegöl’e gidelim ve toplumdaki bu tansiyonu düşürelim, çözüm yolunun ne olduğunu bu millete anlatalım. Eğer bu süreç bir şekilde durdurulamazsa, bu memlekette 30 yıldır icrai sanat eyleyen terör siyasetçilerinin ekmeğine yağ sürülmüş olur” dedi.

Türkiye’de Anayasa değişikliği referandumu sürecinde ”ilave bir kamplaşma süreci yürütüldüğünü” iddia eden Kurtulmuş, şunları söyledi:

”Gönüllü Birliktelik Projesi ile Türkiye’de barış ve kardeşliğin nasıl sağlanacağını, çok net bir şekilde ortaya koyan Saadet Partisi, referandum ve Anayasa değişikliği sürecinde de görüşlerini kamuoyuyla en net paylaşan parti olmuştur. Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin artık 2010 yılında demokratik, katılımcı, ileri ve bütün vatandaşlarımızın Anayasa önünde özde ve eşit vatandaş haline getirildiği yeni bir anayasa yapılmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Şimdi şuna inanıyorum. Yapılan bu değişiklikler asla reform niteliğinde yapılmış değişiklikler değildir. 12 Eylül Anayasası’nın üzerine yapılmış yeni bir yamadan ibarettir, büyük bir yamadır. Önümüzdeki parlamentoda Türkiye Cumhuriyeti’nin millet tarafından yapılan yeni anayasası, Saadet Partisi öncülüğünde gerçekleştirilecektir. Anayasa değişikliği bizim tekliflerimize göre bazı demokratik açılımların sağlandığı ve millet egemenliği lehinde bazı pozitif adımları içerdiği için bu Anayasa teklifine ‘evet’ diyeceğiz. Ancak bu evet, başından beri ısrarla söylediğimiz şekilde bir Anayasa reformu olduğu için ‘evet’ değildir. O yönde müspet bir adım olduğu için 12 Eylül 2010′da ‘evet’ diyeceğiz, 13 Eylül 2010′da ‘hayır’ diyerek, yeni bir anayasanın kampanyasını yapacağız.”

-”REFERANDUMA EVET, AKP’YE HAYIR”-

Anayasa değişikliği referandumunun farklı değerlendirildiğine vurgu yapan Kurtulmuş, ”Bu referandum, bir hükümet güven oylaması değildir, hükümetin güven oylaması haline dönüştürülmemesi gerekir. Referandum kampanyası bir kamplaşma ortamına dönüştürülürse, bundan en büyük zararı Türkiye demokrasisi görecektir. Onun için ne iktidar partisi kendi için güven oylamasına dönüştürsün ne de muhalefet partileri buradan ‘iktidarı aşağıya indireceğiz’ tartışmasına girsin. İktidara güven oylaması vermiyoruz. Yapılmış, kimisine göre doğru, kimisine göre yanlış bir Anayasa değişiklik paketine ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyeceğiz. Dünyanın sonu değildir. Evet çıkarsa da hayır çıkarsa da başımızın üstüne… Referanduma ‘evet’, AKP’ye ‘hayır’…” dedi.

-TSK İÇ HİZMET KANUNU’NUN 35. MADDESİ-

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi ile ilgili CHP’nin verdiği değişiklik teklifine de değinen Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Türkiye’de vesayetçi sistemden millet egemenliğine geçecek bir siyasi ve hukuki reform süreci şarttır. Yeni bir anayasa şarttır. Siyasi Partiler ve Seçim yasaları ile Meclis İç Tüzüğü’nün değişmesi şarttır. Bütün bunlarla birlikte Türkiye’nin, ikide bir demokrasi yolunun birtakım ihtilallerle önünün kesilmesini önlemek için de, demokrat olup, olmadıklarına bakmaksızın hiçbir personelin, hiçbir devlet memurunun aklının ucundan dahi ihtilal yapmayı geçirmeyeceği, hukuk sistemli bir demokrasiyi inşa etmemiz şarttır. Bunun araçlarından bir tanesi de TSK İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesidir. CHP’nin bugün bu noktaya gelmiş olmasını takdirle karşılıyoruz ama ‘Üsküdar’da akşam oldu’ diyoruz.”

CHP’nin sunduğu teklifin, ”Türkiye’de cumhuriyeti koruma ve kollama görevini TSK’dan bütünüyle almadığını” öne süren Kurtulmuş, şunları kaydetti:

”Koruma ve kollama görevini ülkedeki demokratik çerçevenin içerisinde, yani parlamento devam ederken TSK’ya koruma ve kollama görevi veriyor. Yani CHP demek istiyor ki, ‘27 Mayıs yapmayacaksınız, 12 Eylül yapmayacaksınız, açık, net darbe yapmayacaksınız. Ama postmodern balans ayarlarını yapabilirsiniz. 28 Şubat yapabilirsiniz, 27 Nisan yapabilirsiniz’ diyor. Biz ise Saadet Partisi olarak şunu söylüyoruz: Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bir silahlı kuvvetlerin vazifesi, rejimi içeride korumak değildir. Bu ülkede güçlü, yüksek teknoloji savunma imkanına sahip olan en üst seviyede eğitilmiş bir Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ihtiyaç vardır. Ama bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asla ve asla hiçbir gerekçeyle Türkiye’nin iç politikalarına karışmaması zorunludur. Bunu sağlamak için de öncelikle Anayasa’daki mantığın değiştirilmesi ve buna bağlı olarak diğer yasal düzenlemelerin yapılması gerekir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde iç düşman tehdidi üzerinden bir güvenlik sistemi oluşmaz.”

-SAADET PARTİSİ’NİN KONGRE SÜRECİ-

Sadet Patisi’nin, son günlerde basın ve kamuoyunda ”Bir numaralı gündem maddesi” haline geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şunları söyledi:

”Türkiye’nin siyaset çevreleri, kamuoyu ve medya, bundan sonra Türkiye’de Saadet Partisi’ni iktidarın yegane alternatifi olarak görüyor, onun için bu kadar ilgileniyor. Türkiye’de iktidar ve muhalefet partilerinin 8 yıldır kavgadan başka hiçbir şey yapmadığı ortamda Saadet Partisi, bütün millet tarafından ilgiyle izleniyor ve inşallah önümüzdeki dönemin muktedir siyasal adresi olarak iktidarın yegane alternatifi olarak ortada duruyor. Kongreden sonra bazı arkadaşların olağanüstü kongre yapılması için talepleri oldu. Hukuk ne istiyor, ne söylüyorsa onu yerine getiririz. Arkadaşlarımızın talepleri ortadadır. Partimizin ilgili arkadaşları bu hukuki sürece devam edeceklerdir. Türkiye’deki Siyasi Partiler Yasası ve partimizin tüzüğüne göre kongre yeri ve zamanının tespit edilmesi için il başkanlarıyla istişare edilmesi, arkasından Genel İdare Kurulu’nda istişare edilerek, kararın alınması gerekiyor. Saadet Partisi’nin kongresi makul bir süre içerisinde yapılacaktır.”

-”KARDEŞLİK HUKUKUNA RİAYET EDİYORUM”-

Bu kongrenin, partinin birlik ve bütünlüğünü sağlayacağını ifade eden Kurtulmuş, şöyle konuştu:

”Saadet Partisi, başka partiler gibi bir kongre partisi haline getirilmeyecektir, buna müsaade etmeyeceğiz. İki listeli kongrelerden sonra birtakım kırgınlıklar, küskünlükler olur. Ancak kardeşlik hukukunu zedeleyecek hiçbir söz ve davranış içinde olmamanızı tavsiye ederim. Ben buna riayet ediyorum. Kim ne söylerse söylesin, duymazdan gelip, yoluma devam ediyorum. Biz, hayatı sadece politikadan ibaret gören insanlar değiliz. Hayat bir bütündür. Dostluklar, kardeşlikler, hukuklar var. Hiç kimse, bir diğerinin yüzüne bakamayacağı sözü ve işi ortaya koymasın. Biz bu ülkede nevzuhur bir siyasi hareketin adı değiliz. 1071′den bu tarafa hakkın, hukukun, adaletin sesiyiz ve kıyamete kadar bu ses bu topraklarda var olmaya devam edecektir.”

Salondakileri, partilerinin iç meselelerini medya önünde tartışmamaları konusunda uyaran Kurtulmuş, konuşmasını şöyle tamamladı:

”Medya önünde meseleleri konuşmak, acizlik işaretidir. Kamuoyunun önünde bu meseleleri tartışmak, bir ailenin kendi iç işini mahalle kahvesinde konuşmasından farksızdır. İnşallah görüp bakacaksınız, aradan bir süre geçtikten sonra bütün bu tartışmalar unutulur, ortaya bir tek sonuç çıkar. Saadet Partisi, Milli Görüş, Türkiye’nin yegane iktidar alternatifidir. Bundan sonra benim ve partim için kongrenin ne zaman ne şekilde yapılacağı konusu sadece teknik bir detaydır. Hep beraber istişarelerimizi yaparız. Sonuçta vaktimizi, işimizi, gücümüzü buna ayıracak değiliz. Kongreyi yapar geçeriz, ama önümüzde bir referandum süreci var. Halkın büyük bir kısmı Saadet Partisi’nden gelecek sözleri bekliyor. Size tavsiyem; içinize dönmeyin, dışınıza dönüp bakın. Allah, dostlarımızı sadık, yolumuzu açık etsin.”

Kurtulmuş’un konuşmasının ardından, Ardahan, Şırnak, Hakkari, Muğla, Tunceli ve Amasya dışındaki illerden gelen 75 il başkanı ile 52 müfettişin katıldığı toplantı, basına kapalı devam etti.

AA

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, il başkanları toplantısında konuştu. Kurtulmuş siyaset ve medya çevrelerinde partilerinin gündem olduğunu bunun nedenlerini anlattı. İşte ayrıntılar: